İçeriğe geç

Veni Vidi Visi – Çernobil

Merhabalar,

Blogumda ayrı bir seri olacak olan “Veni Vidi Visi”nin ilk yazısını okuyorsunuz. Sizlere Pripyat ve Çernobil’i anlatmayı planlamıştım fakat yazı fazla uzadığından dolayı yazıyı 2’ye bölmeye karar verdim. Bu yazımda gezinin hazırlık aşamasını ve Çernobil gezisini anlatacağım.

Gezi Öncesi Hazırlık

Çernobil gezisi için Ukrayna’da bir kaç firma var ve hepsi hergün bölgeye gezi düzenleniyor. Ben Chernoblywel firmasını tercih ettim. Çünkü nakit ödeme kabul ediyorlar. Diğer firmalarda öncesinde kredi kartıyla ya da paypal üzerinden ödeme yapmanız gerekiyor. Kredi kartı kullanmıyorum – ininal varken-, paypal da bildiğiniz üzere ülkemizde yasak. Haliyle bu firma bana uygun geldi. – ki çok doğru bir tercih yapmışım gerçekten – Tura kaydolurken yapmanız gereken sadece internet sitesinden başvuru yapmak. Onun dışında başka hiç bir işlem yapmıyorsunuz. Başvuru yaptıktan sonra sizinle iletişime geçiyorlar. Benim başvurduğum firma benden paypal hesaplarına depozito istedi fakat paypal bizde yasak olduğu için onu belirttiğimde anlayışla karşıladılar. Ben normalde salı günü gidecektim fakat son dk buluşma yeri değiştiğinden dolayı gidemedim. Ertesi gün benden özür dilediler ve %30 indirimle tura gelebileceğimi söylediler. – Normalden ucuza kapattık yani 🙂 –

Bu süreç dahilinde en önemli nokta pasaportunuz. Gittiğinizde de pasaportunuz yanınızda olmalı çünkü ordaki polisler pasaport kontrolü yapıyorlar. Bunun dışında giyim kuşamınıza dikkat etmeniz gerekiyor. Elleriniz ve yüzünüz dışında diğer vücut bölgeleriniz kapalı olmalı. Şortla ya da mini etekle felan geziye katılamazsınız. Bununla beraber sizlere radyasyondan kaynaklı olabilecek rahatsızlıkları kabullendiğinize dahil bir imza istiyorlar. Gerçi rehberin sözünden çıkmadıkça bir sakatlık olma olasılığı çok düşük. O yüzden bu konuda pek endişe etmenize gerek yok.  Zaten firma size tüm gerekli bilgileri mail ile gönderiyor. Aslında sizin yapmanız gereken başvuru yapmak ve ücreti ödemek 🙂

Hadi Gezelim

Yolculuk kısmını hızlıca anlatmak gerekirse sabah 7:30’da buluştuk ve yaklaşık 2 saat süren Çernobil yolcuğuna başladık. Yolculuk süresince Çernobil Faciası ile ilgili bir belgesel izledik. Yolculuğun sonunda Çernobil girişindeki kontrol noktasına vardık. Orda polisler pasaport kontrolü yaptı. Daha sonra rehber bize gezi haritamızı anlattı. Önce Çernobil’e gidip ordan santrale uğrayacak ve son olarak Pripyat’a gidip turu bitirecektik.

Çernobil’e giderken yol üzerindeki evlere uğradık. Birbirlerinden farklı olmalarına rağmen aynı kaderi paylaşan bu evlere baktığınızda içinizde bir burukluk hissediyorsunuz. Sanki her evin hikayesi hala evin içinde dolaşıyor. Çocukların oyuncakları, ocaklar, gazeteler yıkıntıların içinde ne varsa, bize ev halkının hikayesini anlatıyor.

Bir çocuğun oyuncağı ve okul defteri

Daha sonra Çernobil’e gittik. Çernobil eski bir kasaba. Büyükçe bir meydanı ve bir “meleği” var. Bu “melek” Ukraynalı sanatçı Anatoly Haidamaka tarafından yapılmış.

Çernobil her ne kadar eskiden canlı olsa da bugün sadece çalışanların gittiği bir yer.

Çernobil Meleği

Çernobil Meydanı’nda umarsızca etrafa bakarken biri gözüme çarptı. Bir eli cebinde diğer eli göğsü hizasında sert bir bakışla ileriye bakıyor. Bu bu…

Lenin’den başkası olamazdı 🙂

Stalin nasıl oldu da buraya kendi heykelini dikmemiş beni şaşırttı açıkçası 🙂 Neyse Çernobil’de kısa süreli bir tur yaptıktan sonra SSCB zamanında top-secret bir askeri bölge olan Duga Radar İstasyonu’na gittik. Hayatımda çıplak gözle gördüğüm en efsane askeri yapı. Yaklaşık 20 yıllık bir tasarımın ardından yapı geliştirilmeye başlanmış. Tabi burada bazı şaşırtan noktalara değinmezsem olmaz. Duga Radar İstasyonu ile Çernobil Reaktörünün aynı bölgede olması reaktörün amacının aslında bomba yapmak için olduğu söyleniyor. Gorbaçov her ne kadar bunun enerji ihtiyacını karşılamak amaçlı olduğunu söylese de aslında amacının nükleer bomba yapmak olduğu belirtiliyor. Bununla beraber Duga Radar istasyonunun da hava durumunu kontrol etme ya da beyin manipülasyonu amaçlı bazı çalışmalarda kullanıldığı söylenmektedir. Ne derece doğrudur bilinmez ama Gorbaçov ismi geçiyorsa bir yerde kesin karanlık işler dönüyordur. – Benden duymuş olmayın ama Gorbaçov kesin “içerde”ydi. –

Gezide çıplak gözle görmeniz gereken 2 mekandan biri Duga Radar İstasyonu

Dedim ya size her bina bir hikaye anlatıyor bize diye. Duga gezisinden sonra başka bir binaya uğradık. Bu binanın anlattığı hikaye diğerlerine nazaran daha acı vericiydi. Bu bina yatılı ilk okul binasıydı. İçerde çocukların ranzaları, kitapları, masaları tozlanmış, yıpranmış bir şekilde duruyordu. Kimi dolabına şekiller çizmiş, kimi oyuncağını yanına almış, kimi deftere bir şeyler yazmış, kimi mantar panoya şekiller çizmiş…

Çocukların el işi çalışmalarından biri

Çocukların yatakhanelerinden biri

Buradaki acı manzaradan sonra facianın kaynağına doğru yol aldık. Çernobil Nükleer Santraline…

Çernobil Nükleer Santrali

Bu noktada aslında biraz facianın nasıl olduğundan bahsetmek istiyorum. Santral aslında bir sistem testine tabi tutulmuştu. Fakat beklenmedik bir güç artışından dolayı bir patlama meydana geldi. Bu patlama reaktörün aşırı ısınmasından kaynaklanan ilk patlamaydı daha sonrasında reaktörün çekirdeğinde bir patlama meydana geldi. Bu patlamayla beraber yaklaşık 50 tonluk radyasyon atmosfere dağıldı. Fakat bu değer yaklaşık 10 gün içinde Japonya’ya atılan atom bombasından yaklaşık 200 kat fazla bir değere ulaşacaktı.

Patlama ilk başlarda açıklanmadı. SSCB kendi içerisinde faciayı temizlemeye ve üstünü örtmeye çalıştı. Fakat atmosfere yayılan radyasyon avrupaya doğru hızla ilerledi. Yaklaşık 2 gün sonra Norveç’te, havadaki anormal radyason artışını tespit ediliyor sonra bu artışın kaynağını araştırıldığında Çernobil’den geldiğini öğreniliyor ve SSCB’den bir açıklama isteniyor. Bunun sonucunda SSCB patlamayı duyurmak zorunda kalıyor.

Patlama sonrası çıkan yangınlarda Çernobil’deki itfaiyeciler göreve çağrılıyor. Fakat onlar bunun basit bir yangın olduğunu sanıyorlar. Yangına müdahele eden bu itfaiye ekibindeki herkes ağır radyasyondan dolayı ölüyor. Reaktörün çekirdeğinde çıkan yangınları söndürmeye yüzbinlerce gönüllü ve asker katılıyor. Hatta askerler için 1 yıllık ordu görevi ile 1 dk’lık santral temizleme görevi arasında tercih yapmaları bile öneriliyor. Ve ilerleyen senelerde orda çalışan sivil ve askerlerin %90’ı kanserden ölüyor. İnsanlarla beraber çevredeki ormanlar bile radyasyondan dolayı kırmızıya bürünüyor. Ordaki ormanlık araziye “kızıl orman” adını veriyorlar.

Yukarıdaki resimde sol taraf patlayan reaktörün olduğu kısım. Fakat orda “Shelter Object” adı verilen bir yapı görüyorsunuz. O devasa yapı reaktördeki radyasyonu içerde hapsetmeye yarıyor. Normalde reaktörün önünde 5 küsür uSv/h civarında olan radyasyon bu yapı ile beraber 0.5 uSv/h birime kadar düşmüş. Fakat yapının maliyeti Ukrayna’ya 2.15 milyar € ‘ya mal oluyor.

Bu noktadan sonra bir ara verdik. Radyasyonlu balık ve salata yedik 🙂 Yaklaşık 1 saat süren bu moladan sonra asıl hayalimiz olan mekana doğru ilerledik. Hayalet Şehir Pripyat’a…

 

Pripyat yazımda görüşmek üzere

Sağlıcakla…

Tarih:Gezi

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.