İçeriğe geç

Bana Beni Anlat: Öğrenci-1

Merhaba arkadaşlar,

Veni Vidi Visi’den sonra Bana Beni Anlat yazı serisi ile karşınızdayım. Bana Beni Anlat, benim Anadolu’da yapmayı planladığım seminerler dizisinin adı. Bafra’da bir lisede beni seven bir hocamın izniyle bu semineri yapma fırsatım oldu ve gayet verimli geçti. Öğrenciler katılım sağladılar ve öğretmenler seminerden sonra benimle fikir alışverişinde bulundular. Fakat bildiğiniz gibi bazı şeyleri yapmak için bir konumda olmanız gerekiyor. O konuma ağır ağır da olsa yürüyorum ancak bu süreçte seminerdeki konuları blog yazımda biraz detaylıca incelemek istiyorum. Böylece gençlere bir nevi ulaşabilirim.

Bu seminerlerdeki amacım naçizane kendi öğrencilik yıllarımı, okuduğum kitapları vs. baz alarak hayatı nasıl yorumlamamız gerektiğini anlatmak. Ancak bunu dile dolanmış ifadelerle değil de neden-sonuç ilişkisiyle açıklamaya çalışacağım. Sorularla sorunlarımızın nedenine inip asıl sıkıntıları gün yüzüne çıkartmak istiyorum. Elbette eğitimle ilgili sorunlarımız kısa zamanda çözülemeyecek kadar büyük ancak ben bu noktada sistemsel bir eleştiri yapmak yerine özeleştiri yapma yanlısıyım. Çünkü bizim bakış açımızda hep “başkası” suçludur. “Başkası” eksik ya da hatalı
olabilir bu bir gerçektir. İnsan yapımı her şey hatalıdır ancak bizim toplumumuz hatayı kendinde aramaktan çok uzaktır. Haliyle ben de öğrenci, öğretmen ve veliler için kendi nezdimde “Özeleştiri nasıl yapılır?”ı anlatmaya çalışacağım. Ben semineri planlarken 4 parçada planlamıştım. Ortak payda, öğrenci, öğretmen ve veliler. Yazımda da bu 4 parçayı yazmayı planlıyorum.

Öncelikle yazıma Ömer Hayyam’ın bir rubai’sini bırakmak istiyorum.

Bir sır daha var, çözdüklerimizden başka
Bir ışık daha var, bu ışıklardan başka
Hiç bir yaptığınla yetinme, geç öteye!
Bir şey daha var, bütün yaptıklarından başka.

Ben seminere bu rubaiyi okuyarak başlarım. Çünkü hayata doğru bakmanın en temel felsefesini anlatıyor. Bu rubaiyi okurum ve bir sessizlik bırakırım ki dinleyenler düşünsünler, irdelesinler ve kendilerini sorgulasınlar. Haliyle yazıma da bu rubai ile başladım ki…

Yazıyı okumaya başlamadan önce kendinize ilk olarak şunu sorun. Ben neden bu yazıyı okuyorum? Ve ardından bir cevap verin kendinize. Çünkü bu soruya vereceğiniz cevap bu yazıya olan ilginizi gösterir ve size burdan bir fayda sağlayıp sağlamayacağınızı anlatır. Hayatta da bu böyledir. Bir eylemi yaparken kendinize neden yaptığınızı sorun? O eylemin kalitesini de, sizin o eylemi yaparken alacağınız zevk de o soruda gizlidir. Hatta verdiğiniz cevap size -bir nevi- hayata bakış açınızı da söyler. Mesela en basitinden ders çalışmak. Neden ders çalışıyorum? Sınav için mi yoksa bir şeyler öğrenmek için mi? Neden bu işi yapıyorum? Yapmak zorunda olduğum için mi yoksa bir şeyler başarmak için mi? Bu soruları hayatın her alanına koyabiliriz. Önemli olan verdiğimiz cevaptır. Çünkü o cevap bizim hayata bakış açımızı, eylemin kalitesini anlatır. Haliyle en temel nokta HAYATA BAKIŞ AÇISIDIR.

Hayata bakış açısı benim bu seminerleri yapmamın, şu an bu blogu yazmamın da temel etkeni aslında. Üniversite 3.sınıftayken lise 3’e giden bir genç hocasına üniversiteleri merak ettiğini ve orada neler yapılıyor görmek istediğini iletmiş ve o hoca da genci bizim proje hocasına yönlendirmişti. Daha sonra bu kardeşimiz bizimle 2 gün geçirdi. Ona epeyce yardımcı olduğumuzu düşünüyorum. Zaten yer yer görüşürüm de kendisiyle. Son gün bizden bir belge istemişti. Biz de bu kardeşimiz bizimle 2 gün falanca konuda eğitim görmüştür diyip imzalı kaşeli bir belge hazırlatıp verdik kendisine. Fakat can alıcı nokta şurasıdır ki neden bu belgeyi istediğini sorduğumda kendisi “Yurtdışındaki üniversiteler buna çok önem veriyor” dedi. İşte bakış açısının devreye girdiği nokta tam olarak bu andı. O an eğitim ve öğretim hayatım gözümün önünden geçti ve ben tüm bu süreci sorguladım. Arkadaşlarımı, -özellikle- öğretmenlerimi, ailemi hepsini sorguladım ve hiçbirinin – bir elin parmaklarıyla sınırlı istisnalar dışında – bana hayata nasıl bakmam gerektiğini öğretmediğini fark ettim. Bunun üzerine düşündüğümde de aramızdaki en temel farkın “imkan” olduğunu fark ettim. O, İstanbul’da ben ise Bafra’da. Haliyle ikimizin imkanları aynı değil. -Nerde eğitimde eşitlik ilkesi- İstanbul’da bilboardlara bakmanız genel kültürünüzü artırıyoruken onun bakış açısı ile benim ki bir olabilir mi? Demek ki burdan şu sonuca varıyoruz. İMKAN, hayata bakış açımızı geliştiren en temel etkenlerden biri. Ancak burda bahsettiğim “imkan” internet, telefon vs değil burda bahsettiğim “imkan” internette bakacağı doğru yerleri ona kimin söyleyeceği noktası. Kim onu “o bilginin” varlığından haberdar edecek? Kim ona “Bakın gençler dünyada bunlar da var.” diyecek? İmkan dediğim nokta tam olarak da bu.

Ama bu noktada da -genelde öğretmenler- şikayetçi oluyor. Biz anlatıyoruz fakat kaile alınmıyoruz durumu söz konusu. Bunu pek çok yakın arkadaşımdan duydum. İşte asıl yazımız bundan sonra başlıyor. Öncelikle bizler “öğrenci” kelimesine bir tanım bulabilmiş değiliz. Bu bir kavram sorunu. Öğrencilere, öğrenci kimdir diye sorsak alacağımız cevaplar 3-5 aynıdır. Sınava çalışan, okula giden çocuk, genç vs. denir ve herkes farklı bir şey söyler. Fakat mühendis kimdir, doktor kimdir diye sorduğumuzda cevaplar bir çatı altında toplanır. Doktor, insanları sağlıklarına kavuşturur. Mühendis, herhangi bir alandaki sorunlara çözüm üretir. Peki öğrenci? Okula gider, ders çalışır. Diğer tanımlara nazaran ne kadar sığ ve basit bir tanım. Altında bir kavram yok bir kere. Sizce de öyle değil mi? Peki bu tanımı nasıl bulacağız? Aslında öğrencinin ne iş yaptığı kelimenin kendisinde yer alıyor. Şimdi şöyle bir örnek versem mesela “simit-çi” kimdir, simit işiyle uğraşan ya da “ayakkabı-cı” kimdir, ayakkabı işiyle uğraşan o halde basit bir Türkçe kök-ek ayrımı yaptığımızda “öğren-ci” de öğrenme işiyle uğraşan kişidir. Yani öğrencinin işi sınava girmek, okula gitmek değildir. Bunlar -evet- birer zorunluluktur, hayatın getirdiği bir uğraştır. Ancak biz bu uğraşları öğrencinin “işi” sanıyoruz. Halbuki alakası yok. Öğrencinin işi öğrenmektir. Okul, sınav öğrencinin çalışma amacı değil tam aksine çalışmasının bir sonucudur. Okul, öğretim araçlarından birisidir. Sınav, öğretim hayatına devam edebilmek için bir koşuldur. Haliyle öğrenci kardeşlerim, arkadaşlarım sizin işiniz en kutsal işlerden biri olan öğrenmektir. O halde hayata bakış açımızı güncelliyoruz. Öğrenciliği, okula giden, sınava giren kişi olmaktan çıkartıp “ÖĞRENME” işiyle uğraşan kişi olarak yeniden tanımlıyoruz. Haliyle hayata bakışımızda küçük fakat etkisi büyük bir değişiklik yapıyoruz.

Öğrenci kelimesine bakış açımızı güncelledik fakat bazı bakış açılarımız hala yanlış ya da şöyle söyleyeyim bazı kavramları hala yanlış tanımlıyoruz. Amaç-araç, neden-sonuç gibi kavramları biz doğru olaylarla ilişkilendiremiyoruz. Şu an lise dönemindeki çoğu öğrenci için amaç üniversite kazanmak, üniversitedeki öğrenciler için de amaç iş bulmak. Halbuki kavramlar çok net bir şekilde yanlış tanımlanmış. Bir kişinin amacı bir üniversiteye girmek olabilir mi ya da iş bulmak? Şöyle bir örnek verelim. Lisedeki bir kardeşimize niçin çalışıyorsun diye sorduğumuzda -eminim ki- soran kişiye ters ters bakıp üniversite kazanmak, meslek sahibi olmak için tabi ki cevabını verecektir. Peki üniversiteye gittiğini düşünelim ve aynı soruyu tekrar soralım. Bu sefer de mezun olmak için diyecektir. Mezun olduktan sonra soralım işe girmek için diyecektir. İşe girince rutin bir şekilde hayata devam edecektir. Peki çok basit bir soru soralım? Peki ya sonra? Ben pek çok arkadaşımın işe girdikten sonra bir boşluğa düştüğünü ve şimdi ne olacak diye sorguladığına şahit oldum. Çünkü bir hayat amacı yok. Ve günümüz insanlarının mutsuzluklarının en büyük sebebinden biri de budur zaten. Amaçsızlık. Daha sonra da bu muhabbet çok param olsa muhabbetlerine dönüyor. Çalışmak anlamsızlaştırılıyor. Bunu başka bir yazımda anlatacağım. Başa dönersek en başta cevabımızı doğru verseydik yani öğrenmek için çalışıyorum deseydik. Bu hayatımızın her anına tesir edecekti. İşe girdikten sonra bile yeni şeyler öğrenmeye çalışıp kendimizi sürekli güncelleyecektik. Peki burdaki temel sıkıntı nedir? Temel sıkıntı kavramları yanlış tanımlamamız. Üniversite, iş bunlar işin özünde bir amaç değil birer araçtır. Amaç daha yüce bir kavramdır. Amaç sizin bu dünyaya gelme nedeninizdir. Bunu felsefik olarak da düşünmeyin ve basitçe olaya şöyle bakın. Mühendis olmak istiyorsanız size hangi üniversite daha çok katkıda bulunur? Bunun hesabını yapın. Yani hangi araç önümdeki engelleri atlatmamda bana daha çok yardımcı olur. Çünkü iyi bir üniversite demek iyi bir araç demektir. Bu bakış açısıyla diğeri arasında çok fark var. Daha sonrası için soralım. Peki mezun olduk iyi bir iş demek hayat kalitemizin artması demektir. Fakat unutmayın iş de bir araçtır. Siz bu iyi araçları kullanarak amacınıza daha hızlı, daha doğru bir şekilde ilerleyebilirsiniz. Haliyle öğrenme eylemi için bazı kavramların doğru tanımlanmış olması demek bu eylemin kalitesi ve sizin de bundan zevk almanız açısından önemlidir.

Şimdi anlattıklarımıza tersten bir bakalım. Amaç – araç kavramlarını doğru bir şekilde belirleyip bizim en iyi aracın ne olduğuna karar verdiğimizi düşünelim fakat başka bir sorun daha var. Biz kendimizi tarif edemiyoruz. Şu ana kadar nasıl bir bakış açısı ile olaya yaklaşmamız gerektiğini gördük fakat bunu araçlar üzerinden yaptık. Daha doğrusu amaçlarımız dediğimiz şeylerin aslında araçlarımız olduklarını öğrendik. Peki o zaman bizim amacımız nedir? İşin özünde bu belirli bir cevap değildir. Bizler genelde hayallerimizi amacımız olarak düşünürüz fakat ikisi farklıdır. Amaç, hayallerin somut adımlara dökülmüş halidir. Yani demek istediğim hayallerinizin üzerine biraz düşünerek “Nasıl gerçekleştirebilirim?” diye doğru sorular sorarak, araştırmalar yaparak somut adımlara dökebilirseniz bu sizin için amacınızı belirlemekte doğru bir adım olacaktır. Hayaliniz dünya barışı bile olsa somut adımlara bir mantık içinde sokabilirseniz bu amaca dönüşür önemli olan tutarlı adımları belirlemek. Fakat şunu da hiçbir zaman unutmayın. Bizim kendi amaçlarımız olduğu gibi bir de kaderimiz söz konusu. Haliyle hayatın bize neler getireceğini yaşamadıkça bilemeyiz. Haliyle amaçlarımız biz yaşarken değişikliğe uğrayabilir bunun da farkında olun ve kendinizi anlayışla karşılayın. Buna en güzel örnek Amca Iroh’un Zuko’ya “Her zaman Toprak Krallığı sarayına bir fatih olarak girmeyi hayal etmişimdir fakat şimdi Toprak Kralı’na çay yapan bir çaycı olarak giriyorum. Nerden nereye…” diye dile getirdiği ifadedir. – Keza Zuko’nun, Aang’in ekibine katılması da buna örnektir 🙂 –

Son olarak toplamak gerekirse siz öğrenciler, belirtmiş olduğum temel noktalarda kendinizle anlaşabilirseniz bu tüm hayatınızı olumlu yönde etkileyecektir. Doğru şeylerin peşinden gidecek ve de hayata doğru bakacaksınız. Önemli olan da budur zaten. Hayatınız uzun bir süreç ve bu süreçte pek çok şey görecek yaşayacaksınız. Tüm bunlarla başa çıkmak için de şimdiden doğru bir şekilde hayatı anlamaya başlamak gerçekten büyük bir adım olacaktır.

Sağlıcakla…

Tarih:Eğitim

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.