İçeriğe geç

Veni Vidi Visi – Avusturya 1

Merhaba Arkadaşlar,

Sizlere bu yazımda Avusturya gezimi anlatacağım. Sizlere hem başımdan geçenleri hem de Avusturya hakkındaki görüşlerimi anlatacağım. Yazımı gündüz ve gece olarak ayırmak daha doğru olur diye düşündüm. Çünkü iki vakit de bambaşka şeyler görüp başka dersler aldığımı belirtmek istiyorum.

GÜNDÜZ

İlk olarak size yola çıktığım günden bahsetmem gerek. Otobüsle gece yolculuğu yaptım ve de hayatımdaki en rahat otobüs yolculuğuydu. Otobüste benden başka en fazla 10 kişi ya var ya yoktu. Sınırsız su ve ikramlar da cabası. Evet bu Türkiye’de doğal olabilir ama ne yazık ki yurt dışında bunlar yok 🙂 Ben de bilmeden business bilet aldığımdan dolayı ikramdan(!) faydalanmışım. Ama yolculuğun efsane noktası otobüsün yolcu almak için durduğu duraklardı. Çekya’da, Polonya’da, Avusturya’da hep kasabalarda mola verdik. Her kasaba birbirinden güzel evlere sahipti. Sabaha doğru Avusturya’da bir kasabadaydık ve rüzgar türbinleriyle doluydu. Kasaba tam bir tatil beldesi gibi ne ararsanız var. Tek katlı evler, hosteller, gece kulüpleri vs – Evet gece kulübü var ve kasaba 🙂 –

Viyana’ya varınca akşamki Salzburg treni için biletimi aldım ve Google Trips’ten işaretlediğim bir kaç noktaya doğru yürümeye koyuldum. Bu yürüyüşte ilk dikkatimi çeken ise üniversite binalarıydı.

Viyana Teknik Üniversitesi

Gerçekten çok şahane yapılar. Viyana zaten pek çok bilim adamının, sanatçının, devlet adamının şehri. Yani her anlamda zengin bir şehir ve bunları mimarilerinde başarıyla göstermişler. İşin ilginç yanı şu aslında eski evler restore edilmişken yeni yapılan evler de eski evlerle uyum sağlayacak şekilde inşa edilmiş. Yani şehirde göze batan bir bina yok. Her yer birbiriyle uyumlu. Nerdeyse gördüğüm her apartmanda bir heykel var. Bunu koruyabilmek çok önemli bir nokta ki avrupa hayranlığımın temel noktası aslında.

Daha sonra rasgele caddelere girerek gezdiğim Viyana’da bir turist grubunun bir heykelin önünde toplandığını fark ettim. Bu heykel “Holocaust”a atfen yapılmış bir heykeldi. Orda ölen bazı insanların ismi de yer alıyordu.

Holocaust Anıtı

Bu anıt şehrin en önemli müzelerinden biri olan Albertina’nın hemen önünde yer alıyor. Albertina’ya girmek istedim hatta girdim ama içeriye göz atmak için 🙂 Kabul etmeliyim ki müze kültürü ben de yok- Tabi ki istisnalar var  :)-. Haliyle yoluma devam ettim. Albertina’nın hemen altında da ilginç bir heykel dikkatimi çekti.

Viyana’da gerçekten çok fazla heykel var. Üniversiteler binaları, müzeler, şehirlerdeki bazı apartmanlar her yerde bir heykel görmeniz mümkün. Tabi bunca heykelin yanında hayatını burda kaybeden o muazzam bestekarı da görmek bir o kadar doğal 🙂

Wolfgang Amadeus Mozart

Fakat Viyana’daki asıl hikaye arka planda görmüş olduğunuz binanın ardında yatıyor. Benim gibi militaristik bir kişiliğe hitap eden bir etkinlik vardı o binanın ardında. Hani gökte arayıp yerde bulmak derler ya tam olarak öyle bir etkinlik hem de. Askeri bir etkinlik yer alıyordu. Avusturya Hava Kuvvetleri ile Kara Kuvvetleri halka kendilerini tanıtmak, halkla -özellikle gençlerle- içiçe olmak adına böyle bir etkinlik düzenlemişler. Binanın ardındaki koca meydanda uçaksavarları, seyyar radarları vs görünce şoku üzerimden hemen atıp deparla silahların yanına gittim. – Abartı değil gerçekten deparla gittim silahların yanına 🙂 –

Şimdi böyle bir etkinlik varken şehirdeki tüm planlarınız değişir ve ilk 5 bir anda boşa çıkar. Sizlerin askeri tarih ya da teknolojilerle fazla ilgilenmediğini varsayarak bu kısmı en sevdiğim birkaç fotoğraf ve küçük bilgilerle hızlıca geçeceğim.

 

Uçaksavar kullanırken 🙂

Aşkın tarifi olan MG-42’nin varyantı MG-74

Gördüğünüz gibi tam bir cennete düştüm. Alanda çocuklar için zipline alanı, silahların gösterildiği ayrı bir çadır olduğu gibi sizleri bilgilendiren komutanlar da vardı. Pek çok komutanla konuşma fırsatım oldu ve beni gerçekten bilgilendirdiler. Hepsine teşekkürlerimi sunuyorum.

Daha sonra alandan ayrılınca hazır militarizme doymuşken tatlı olarak aklıma Viyana’daki Flakturm VII aklıma geldi ve hemen oraya doğru yöneldim. Flakturm hakkında kısaca bilgi vereyim militarizmi bitiriyorum söz 🙂 Flakturmlar 2.Dünya Savaşı sırasında düşman hava kuvvetlerinden önemli bölgeleri ve o bölgedeki insanları savunmak amaçlı Naziler tarafından inşa edilen devasa uçak savar yapılarıdır. Medal of Honor: Airborne oyununun son bölümünde – Der Flakturm – bu yapıyı görmüşdüm ve gerçekten hayran kalmıştım. Canlı canlı o devasa yapıyı görmek çok başka duygular hissettirdi bana.

 

Flakturm VII

Burdan ayrıldıktan sonra ise Psikoanalizin Babası Sigmund Freud müzesini ziyaret ettim – İşte bir istisna-. Müze aslında Sigmund Freud’un Viyana’daki evi. Müze içinde Freud’un notları, fotoğrafları, eşyaları yer alıyor. Girişte size bir el kitabı verip numaralandırılmış eşyaların hikayelerı anlatılıyor. İsterseniz kulaklıkla sesli anlatım da yapılabiliyor. Gittiğimde pek çok öğrenci vardı. Bir çoğu sanki ödev için gelmiş gibi hissettim ama bilmiyorum. Yalnız işin en güzel tarafı müzenin 2020 yılında Avrupa’nın en büyük Psikoanaliz Müzesi olma gibi bir hedefi var. Bunun için ayrı bir bağış topluyorlar.

GECE

Müze ziyaretinden sonra ayaklarım iflas ettiği için tren saatine kadar bir cafede “Vatikan” – Jose Rodriguez Dos Santos – kitabımı okudum ve trenle Salzburg’a gittim. Salzburg’da bir hostel vs kiralamamıştım. Planım otobüs ya da tren istasyonunda sabahlamaktı. Öyle de yaptım gerçi. Saat 11 gibi bekleme salonuna geçtim.

Salzburg Tren İstasyonu şehrin içinde 24 saat açık bir istasyon. İçinde süpermarket, kitapevi vs ne ararsanız var. Sabah 6, gece 11 arası bu dükkanlar açık. Fakat bekleme salonu 24 saat açık. Çünkü gece yarısı da tren kalktığı için istasyonda bekleme salonunu hep açık bırakıyorlar. Salon çok geniş olmasa da bir oda büyüklüğünde, sıcak, internet var yeter da 🙂 Ancak olaya böyle bencil ve çocuksu bakmak beni hayatın gerçeklerini görmemi sağladı.

Avusturya gece buz gibi bir yer. Bırakın istasyondan dışarı çıkmayı bekleme salonundan çıkınca üşüyordum. Durum böyle olunca normalde görmediğimiz ya da görmezden geldiğimiz kimi insanlar geceleri böyle sıcak bir yer arıyorlar kendilerine. İşte o yerlerden birisi de bu istasyon. Ben istasyondayken 2 tane evsiz vardı. Biri uyuyordu ve elinde -nerden bulduğunu bilmediğim- bir ekmek vardı. Diğeri ise yaşlı bir kadındı ve küçük market arabası vardı. İçinde bir sürü eşya. İkisininde saçları kirden semsert olmuş. Yüzlerinde feleğin tokadının izlerini görmek kaçınılmaz.

İlk başlarda istasyonda iş görüşmemi yaptım – remote çalışmanın faydaları 🙂 – Yaklaşık 1 saat görüştükten sonra saat 12’ye yeni gelmişti. Benim otobüsüm ise saat 9’da kalkacaktı. Yolcular gelip gidiyor, evsizler uyuyor, ben de umarsızca takılıyordum. Bir kaç kere uyumayı denediysem de belki 1 saat kestirebilmişimdir. Gecenin ilerleyen saatlerine doğru salondaki kişi sayısı sabitleşti. An itibari ile 2 evsiz, 6 kişilik bir aile – 4 küçük çocuk -, bir kaç yolcu ve ben. Asıl macera ise şimdi başlıyordu işte.

Tam olarak hatırlamıyorum ama saat 3 civarına kadar öyle ya da böyle zaman öldürdüm. Fakat istasyon gecenin o vakti ergen diye nitelendirebileceğimiz kişilerle dolmaya başladı. Ergen kızlar, erkekler gecenin ayazında istasyona gelmeye başladılar. Ve ne acayiptir ki bu ergenler Türkçe konuşuyorlardı. Şaşırdım mı hayır. Daha sonra bisikletiyle bir adam içeri girdi ve bir deftere bir şeyler karalamaya başladı. Daha sonra evsiz kadının yanına gitti onunla bir şeyler konuşmaya başladılar. Benim de muhabbete giresim tuttu. Zaten yapacak bir şey yok. Adamı, gittiği yerlerde defterine çizim yaptıran insanlardan sandım. Öyle hobiler var gittiği yerde mesela alışveriş yaptığı dükkan sahibinden ya da yolda geçen birinden defterine bir not yazmasını ya da resim çizmesini istiyor. Ben de bu adamı öyle biri sandım. Kadınla olan muhabbete dahil oldum ama baktım yeni defter bomboş 🙂 Sonra ressam mısın felan diye muhabbete dahil olunca defteri bana verdi ve resim çizmemi istedi. Evsiz kadın da, adam da bana bakıyor. El becerimin kötü olduğunu güzel resim yapamadığımı söyledim. Bir kaç kere böyle muhabbet olunca evsiz kadından küçük bir hayat dersi aldım. En sonunda kadın bana dedi ki “O zaman bize kötü çizdiğin resmi göster.” Ne kadar da anlamlı bir ifade. Bunu duyunca çocukluğumun klasiği olan çiftlik resmini çizdim. Dumanı tüten bir ev, dağlar, kuşlar vs. Resim bittikten sonra evsiz kadının yüzüne baktığımda gözleri bir masumiyetle bana bakıyordu. O an onun hayatını merak etmiştim. Nasıl bu duruma düşmüştü, hayatında neler yaşamıştı? Sor(a)madım. Bilemeyecektim.

Adam bana teşekkür ettikten sonra bir süre adamla konuştuk. Yalnız mevzu ilk başta hayal ettiğimden çok uzak bir noktada ilerliyordu 🙂 Konuşmadan sonra adam koltuğuna geçti sonra bir bira gömdü. Tabi öncesinde bana da sordu içer misin diye de sağ ol dedim. Zaten arada su içerken felan bana da susadın mı dercesine işaret ediyordu. Anlayacağınız gecenin körü akıllı bir sarhoşla kanka olmuştum. Bana Türkçe arkadaş, dost ne demek felan soruyordu. Zaten dostum diye hitap ediyordu ilerleyen saatlerde 🙂

Tabi bu sırada 4 çocuklu ailenin dramı apayrı. 2 çocuk koltukta oturarak uyuyakalmış, anne valizi yere koyup üstünde uyuyor, diğer çocuk yanımda bebek olanı da belli periyotlarda ağlıyor. Her ağlayışa uyuyan bi kaç kişi sıçrıyor yerinden. Anne zaten perişan. Tam bir kaos ortamı yani. “Dostum” arada bisikletiyle dışarı çıkıyor, tekrar geliyor. Durduk yere kendi kendine gülüyor. Olaylar tam böyle devam edecek derken bizim ergenler devreye girmeye başlıyor. Gecenin 4’ü felan istasyon ergen kaynıyor. Apaçi tipli erkekler, garip giyinimli kızlar derken mevzunun pek hayra alamet olmadığı aşikar. Bir ikisi bekleme salonuna geldiler. Yarı Türkçe yarı Almanca konuşuyorlar. Kendimi belli etmedim zaten. Burda bir ara parantez açayım konu dışı. Zaten yurt dışında Türklerden mümkünse uzak durun. Aklınızda bulunsun. Zorda kalmadıkça kimliğinizi ifşa etmeyin. Ben bir kere markette mahsur kaldım kasiyer Türktü orda kimliği ifşa ettim ve kurtuldum. Ama herkese de ifşa etmeyin kendinizi. Çünkü Ukrayna’da bu hataya düştüm. Adam bana yardım etti ama Yahova Şahitleri cemaatindenmiş. Başladı bana anlatmaya biz şöyleyiz biz böyleyiz. Dedim aklıma kafa atayım nerden denk geldim. Fakat adam yardımcı oldu sağ olsun tel felan verdik ama arasa da ulaşamaz rahat yani 🙂 Haliyle hemen ifşa etmeyin kendinizi nabze göre şerbet. Parantezi kapattım devam. Hani Türkçe konuşuyorlar diyorum da küfür amaçlı. Ergenlerin bir kısmı kör noktalarda takılıyor, bir kısmı bizim bekleme salonunda. İşin kötüsü sayıları da gittikçe artıyor. Asıl mevzu bekleme salonundaki ekip tamamlanınca oldu. Bir anda 7-8 ergen salona geldiler. Biri “eşek gibi” – temsili değil – anırarak konuşuyor. Türkçe zaten sövüp sayıyor. Almanca da sövmüş olacak ki “dostum” bunlara bağırmaya başladı. Aile var kızlar var gibisinden küfür etmeyin diyince “eşek gibi” ile “dostum” başladılar ağız dalaşına. “Eşek gibi” adam anlamıyor diye Türkçe sövüp sayıyor. Durum bir süre böyle devam ettikten sonra “dostum” yanlarına oturdu. Bir iki konuştu felan sonra defterlerini gösterdi, resim çizin felan dedi. Kendini feda etti anlayacağınız. – Bu tiplerle konuşulmaz. Eğer böyle tiplere denk gelirseniz hemen tipin olduğu yönün aksine seri adımlarla hareket edin. – Deftere yapılan çizimleri sizin tahminlerinize bırakıyorum. Daha sonra “dostum” bunlara Türkçe şu ne demek bu ne demek sormaya başladı. Tabi verilen cevaplar da malumunuz. Fakat mevzular daha da iğrençleşmeye başlıyor. “Eşek gibi” bir sandviç yiyordu, “dostum” da bir parça istedi. Bir kısmını böldü tam verecekken bilerek yere düşürdü. “Dostum” sinirlendi ama bir şey demedi. Bir süre orda küfür kıyamet boş muhabbet dönerken “dostum” ve bu elemanlar dışarı çıktılar. Dışarda ne olup bittiğini bilmiyorum ama “eşek gibi”yi daha sonra hiç görmedim. Diğer arkadaşları geldiler ama o yoktu. Anlayacağınız “dostum” duruma müdahele etmişti ama sarhoştu tabi hala bazen gereksiz gülmesi geliyordu. Daha sonra 2 tane kız geldi. Daha sonra bu ergenler kızlara laf atmaya başladılar. Tanıyorlardı muhtemelen ama kızlar rahatsız olmuştu. Mevzu burda da biraz işin içinden çıkmaya başlayınca “dostum” diye bu ergenlerin yanına gitti laf atan çocuğun ayağına vurdu “Özür dilerim” dedi. Gerekli mesajı almış olacaklar ki grup sustu.

O saatten sonra ortam biraz sakinleşti – tabi bebeğimiz bu kadar bağrışın içinde uyuyamadı elbette – Ergenlerin sayısı ufak ufak azalmaya başladı fakat tek tük kör noktalarda görünüyorlar. Daha sonra karşıma 2 kız oturdu. Yorgun görünüyorlar ve uykuları vardı. Saat 4-5 mi ne birini annesi aradı. Eve gelip gelmeyeceğini sordu. Aa evet Türkçe konuşuyorlar. Ne bekliyordun ki? Kız annesine arkadaşında kalacağını eve gelmeyeceğini söyledi. Küçük bir tartışmadan sonra konuşma bitti. Bir süre sonra istasyon görevlileri geldiler, evsizleri dışarı çıkartmak için. Kadına gitmesi gerektiğini söylüyordu fakat kadın direniyordu. Direnme demeyelim de ona hakkını arıyordu diyelim. Çünkü bir şeyi açıklıyor gibi bir hali vardı. Daha sonra polisler biraz sert kullanarak kadını kaldırdılar. Kadın market arabasıyla gidecekken adamın biri ayağını uzatmış uyuyordu. Kadın geçemiyordu ve “pardon” diyerekten adama seslendi. Adamın ne derin uykusu varsa polis 3-4 kere sertçe dürttükten sonra adam uyandı, ayağını çekti ve kadın teşekkür ederek ayrıldı. Daha sonra biz de salondan çıktık çünkü temizlik yapılıyormuş her sabah. Salondan çıkmak sorun değil de salonun dışı buz kesiyor içim titredi o sabah. Salona tekrar girdiğimizde biraz ısındım daha sonra marketlerin açılmasını bekledim derken saati 9 yaptım ve otobüsle Hallstatt’a doğru yola koyuldum.

YORUM

İşte arkadaşlar Avusturya’daki ilk günüm böyle geçti. Ne yazık ki bende iyi izlenim bıraktığını söyleyemem. Şöyle ki

  • Şehir belki mimari olarak güzel olabilir ama yaşam olarak aradığınız avrupa şehri değil.
  • Şehirde gerçekten çok sayıda Türk var ve yurt dışında bunu eksi bir nitelendirme olarak kabul ediyorum.
  • Ben bir tweet atmıştım. İşte onun sebebi gece anlattığım olaylardı. Bunun aynısını Suriyelilerin bizlere yaptığını düşünün. Ki buna benzer bazı olaylar oldu sonuçlarını gördük. Avrupa’daki ırkçılık mevzularına başka bir bakış açısı getiriyor ki bunu başka bir yazıda irdeleriz sizinle.
  • Onun dışında insanların genel olarak yardımsever olduğunu gözlemledim.
  • Rahat bir şekilde gezip tozabilirsiniz gezilecek çok yeri var gerçekten. Benim Avusturya’ya gelme amacım şehirleri değil aksine kasabaları gezmekti. Özel olarak konum vermek gerekirse Hallstatt’tı.

Sizinle başka bir yazıda görüşmek üzere.

Sağlıcakla

Tarih:Gezi

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.