İçeriğe geç

Değişimin Adımları: Söz

Merhaba arkadaşlar,

Bu yazımda sizlere değişimde “söz”ün gücünden bahsedeceğim. Ve bundan bahsederken çokça açıklama yapmaktan ziyade bazı örnek olayları ele almaya çalışacağım. Yani bazı örnek olaylardan bahsedip bu olaylar sırasında hangi ifadeleri kullanırsak olayların ne yönde gelişeceğini ele alacağız. Öncesinde size yazının temel dayanağını söylemek istiyorum. Öz eleştiri. Öz eleştiri yaparak eğer bu yazıyı okursanız kullandığınız ifadelerin aslında sizi ele verdiğini fark edeceksiniz. Aa evet ben bu ifadeyi hep kullanıyorum diyeceksiniz ve hatanın temelinin aslında kendiniz olduğunu anlayacaksınız.

Günümüzde insanımız- özellikle gençlerimiz – bir kaos içinde. Kalabalıklar içinde yalnızlığı yaşıyoruz. Bir toplumdan ziyade kalabalık bir güruh tavrını takınıyoruz. Bunlar her ne kadar hayatın gerçeği olsa bu sorunun çözümü de kendimizde aslında. Çünkü toplumu değiştirmek istiyorsanız kendinizi, kendinizi değiştirmek istiyorsanız davranışlarınızı, davranışlarınızı değiştirmek istiyorsanız sözlerinizi değiştirmelisiniz. Bizler de bu güruhun bir parçasıyız ve bu değişim bağımsız olarak bireyler nezdinde başlasa bile ortak davranış ve fikirler o bireyleri bir çatı altında toplayacaktır. Çünkü sizin davranışlarınız olumlu yönde değiştikçe başkalarına olan davranışlarınız da olumlu yönde değişecek ve onlar da size olumlu davranışlarda bulunacaktır. Unutmayın kötülükle savaşmanın tek yolu iyiliği yaymaktır, kötülükle boğuşmak değil. Bu mantıkla yola çıkarsak kendimizi değiştirmemiz gerekiyor ve bunun ilk adımı da kullandığımız sözlerimizi değiştirmektir çünkü kullandığımız ifadeler aslında davranışlarımızın kaynağıdır.

Şimdi sizinle bazı örnek olayları ele alalım. Bu örnek olaylar üzerinden hangi ifadelerin nasıl sonuçlara yol açacağını inceleyelim.

1.Örnek Olay

Bir deneme sınavına girdiniz ve sınav sonrasında doğru-yanlış kontrolü yapıyorsunuz. Bir de bakıyorsunuz ki matematikte bazı sorularda işlem hatası yüzünden yanlış yaptığınız sorular var. Siz de bu soruları dikkatsizlikten kaçmış diyorsunuz ve toplam yanlışlarınızı “DİKKATSİZLİKTEN bu kadar yanlış çıktı yoksa o kadar da kötü değil.” diye yorumluyorsunuz. Daha sonraki deneme sınavlarında da sonuçlara baktığınızda – tesadüftür ki(!) – “DİKKATSİZLİK” ifadesi sürekli olarak sizin yorumlama şekliniz oluyor ve de dikkatsizlik diye yorumladığınız konuyu önemsemiyorsunuz. Eğer ki bu noktada “dikkatsizlik” ifadesini dilinizden atmazsanız sadece denemede kalmayıp hayattaki pek çok hatanızı da “dikkatsizlik” diyip umursamadan halının altına süpürürsünüz. Ve sizin için o hatalar silsilesi aslında bildiğiniz fakat dikkatsizlikten(!) yanlış yaptığınız bir eylem olarak benimsenir. Daha kötü bir nokta da şudur ki siz kendinizi kandırmaya başlamış olursunuz. Çünkü o denemedeki yanlışı dikkatsizlik diye nitelendirdiğinizde aslında kendinizi avutuyorsunuz. Şimdi olayı denemeye değil de gerçek hayata dökelim. Çalıştığınız işte hatalı eylem yaptınız. Mesela canlıyı patlattınız 🙂 Burda sizin dikkatsizlik diye bir bahane üretmeniz ne denli mümkündür? Ya da kaç kere kullanabilirsiniz? Burda şöyle bir ince nokta var. Fark ederseniz her denemede dikkatsizlik deme hakkını kendinizde buluyorsunuz çünkü hesap soran sizsiniz. Fakat hesap soran başkası ise?

Ya da bir dükkan sahibisiniz ve bazı işleriniz aksadı. Sekreteriniz sizinle görüşmek istediğinde ona hemen “SORUN nedir?” dediniz. Ya da müşteri sizden bir yardım talebinde bulunmak istediğinde “Evet, PROBLEM nedir?” diye cevap verdiniz. Daha da kötüsü çocuğunuz sizinle konuşmak istediğinde siz de ona “Elbette, PROBLEM ne?” dediniz. Örnekteki gibi yaklaşımlarınızda “problem”, “sorun” ifadelerini sıkça kullanırsanız hayatın olumsuzlukları hep sizi buluyor gibi hayatı yorumlamaya başlarsınız. Hayata kendiniz olumsuz baktığınız gibi başkalarına da olumsuz davranışlar sergilersiniz. Sekreteriniz sizinle olan konuşmasında tedirginlik içinde olur. Keza müşteri için de aynı durum geçerlidir. Hele çocuğunuza böyle diyince çocuğunuzda sanki hep bir sorun olduğunda sizinle konuşmak istiyormuş gibi bir duygu oluşturur. Bu da ilişkinizi zedeler. Burda ifadelerimizden problem kelimesini çıkarttığımız takdirde karşı tarafa daha olumlu bir yaklaşım sergiler ve karşı tarafa bir değer verdiğimizi göstermiş oluruz. O halde ifadelerimizi güncelleyelim. “Evet, hangi konuda konuşmak istiyorsun?” dediğimizde sekreterimiz konuşurken daha rahat bir tavır takınacaktır. Ya da müşteriye “Size nasıl yardımcı olabilirim?” dediğimizde müşteriye daha olumlu bir hava yansıtmış oluruz. En önemlisi çocuğunuza “Elbette, gel bakalım yanıma dinliyorum seni.” dediğinizde çocuğunuz sizin ona değer verdiğinizi ve sizi sıkıntılarını, sevinçlerini paylaşabileceği biri gibi görmeye başlar.
Gördüğünüz gibi sadece ifadeyi değiştirmek davranışlarımızı olumlu yöne çevirdi. Eğer ki beklenmedik bir şekilde bir söz ağzımıza dolanmışsa ona göre davranışlarımız vs de değişmiş olur. Bu duruma engel olmak için olumsuz davranışlarımız sergilediğimizi düşündüğümüzde kullandığımız sözleri bir düşünelim ve o sözleri değiştirelim.

2.Örnek Olay

Bir araba kiralama servisinde çalıştığınızı düşünelim ve önceden A marka bir araç rezerve eden müşteri geliyor. Fakat bakıyorsunuz ki A marka arabalar bugün için elinizde yok ve müşteriye de bunu belirttiniz. Müşteri size “Ben bugün için rezervasyon yaptırdım.” diyor ve siz de “Bugün için rezervasyon yaptırdığınızı biliyorum AMA elimizde şu an A marka araç yok” diyorsunuz. Daha sonra müşteri “Ben önceden bunu rezerve etmiştim nasıl olmaz?” diyor ve siz de “Biliyorum AMA bu sabah hepsi kiralandı” diyorsunuz ve bu muhabbet müdürünüzle görüşmek istiyoruma kadar gidiyor. Gördüğünüz gibi “ama” kullandıkça işler tam anlamıyla sarpa sarıyor. Çünkü bu durumda “ama” kullandığınız zaman karşı tarafa şu mesajı veriyorsunuz. “Yapabileceğim bir şey yok, durum bu kabullenmelisiniz.” Belki böyle ifade etmiyorsunuz ama kullandığınız “ama” ifadesi ilk cümleyi yoksaydığı için karşı tarafa bu mesajı veriyorsunuz. Ve en önemli nokta ise bir çözüm yok üretmiyorsunuz ve karşı tarafı mağdur bırakıyorsunuz. Gelin ifadeleri “ve” ile değiştirelim. Siz, müşteriye “Bugün için rezervasyon yaptırdığınızı biliyorum ve elimizde A marka araç olmadığı için size A+ marka araç verebiliriz. Bununla beraber ikinci araç kiralamasında da %25 indirim sağlayacağız.” İfadeyi analiz etmek gerekirse ilk olarak durumu kabul ettik ve sonrasında ise karşı tarafa bir çok çözüm ürettik. Çünkü ifademiz o davranışa uygun. Yani “ve” ifadesi bize çözüm üretecek bir davranışı tetikliyor. Haliyle de konuşma daha olumlu bir şekilde ilerliyor. Çünkü unutmayın “ama” siler, “ve” ise kabul eder.

“Ama” kendisinden önce kullanılan ifadeyi yok sayar. Hatta o yok saymaya da gereksiz bir bahane bulur. İfade “Ders çalışacağım AMA diziden sonra.” Gerçekte olan “Çalışmayacağım”. İfade “Seni seviyorum AMA arkadaş olarak” gerçekte olan “Sevmiyorum”. Peki olumsuz ifadeleri nasıl belirtmemiz gerekiyor. Bunun için de ben “ancak” ifadesini öneriyorum. Çünkü “ancak”, “ama”nın “ve”sidir. “Ancak” kullandığınızda “ama”daki gibi bir bahane değil bir gerekçe sunarsınız. Kısa bir parantez açalım burada en büyük kavram kargaşalarımızdan biri de bahane ve gerekçeyi karıştırmamız. Bunu en iyi Lucescu’nun konuşmalarından anlayabilirsiniz. Adam bizlere gençler kendi takımında oynamıyor diye bir gerekçe sunuyorken bizler adamın dediğini bahane olarak anladığımız için linç ettik. Halbuki kavramları doğru bilmiyoruz. Kavramı doğru bilsek adamın bahane değil de bir gerekçe sunduğunu anlayabilirdik. Parantezi kapatalım. Yukarıda bahsettiğim örnekte bile müşteriye “Bugün için rezervasyon yaptırdığınızı biliyorum ANCAK elimizde şu an A marka araç yok. Biz size A+ marka araç verelim.” dediğinizde bile karşı tarafta oluşan olumsuz tutum “ama”daki kadar şiddetli olmayacaktır. Çünkü ifade devamında bir gerekçe bildirmeye uygun. Yani ifade sizi olumlu bir davranışa sevk ediyor.

Tabi “ama”yı kullanacağımız noktalar da var elbette. Benim önerim “ama”yı 2 yerde kullanmalısınız. 1.si ilk cümlenin olumsuz anlam taşıdığı bir cümle kuruyorsanız. Mesela “Bugün hava yağmurlu ama bunun bize engel olmasına izin vermemeliyiz.” Gördüğünüz gibi karşı tarafa olumlu bir ifade yansıttık. Olumsuzlukların bizi yıldıramayacağını söylemiş olduk. 2.si ise gerçeklerden bahsederken kullanabiliriz. Mesela “Tamam suyu dökelim diyorsun ama su o sıcaklıkta donar.” Su donar yani şimdi burdan bir bahane çıkartamazsın 🙂 Haliyle bu tarz ifadelerde”ama” kullanılabilir.

3. Örnek Olay

Çocuğunuz evde bilgisayarla oynarken bilgisayara virüs bulaştırıyor ve bilgisayar kullanılamaz bir hale geliyor. Çocuğunuz size bu durumu söylediğinde ise siz de “O oyunları indirmemen GEREKİRDİ.” diye ona kızdınız. Daha sonra da çocuğunuzun fen bilgisinden kötü bir not aldığını öğrendiniz ve sonra çocuğunuza “O kadar PC başında durup oyun oynayıp PC’yi çökerteceğine ders ÇALIŞSAYDIN bu kadar kötü not almazdın.” dediniz. Bu örnek olaydaki gibi tavırlar sergilediyseniz tebrik ederim çocuğunuzu fena şekilde azarladığınız gibi onun yaptıklarından da suçluluk duymasını sağladınız. Halbuki herkes hata yapar mesele hata yapmak değil, onları düzeltebilmektir. Burdaki senaryoda siz çocuğun hatasını düzeltmeye teşvik etmek yerine onu bu hatasından dolayı kınamış oldunuz. Halbuki atalarımızın dediği gibi olmuşla ölmüşe çare yok. Bundan sonra ne yapabileceğinizi düşünmelisiniz. Bir olay olmuş yaşanmışsa daha sonrasında ne yapılabileceği üzerinde durmak daha doğru bir hamle olacaktır. Haliyle ifadelerimizi şöyle güncelleyelim. “BİR DAHAKİ SEFERE bu kadar oyun indirmemelisin. Ve BUNDAN SONRA da derslerini çalışmadan PC başına oturmayacaksın hanımefendi/beyefendi.” İfadelerimizi böyle güncellediğimizde çocuğu yaptığı hatalarla kınamadık tam aksine bundan sonra ne yapması gerektiğini söyledik. Böylece dediklerimizi yaparak kendisindeki suçluluk duygusunu da giderebileceğini fark etmesini sağladık. Yani “şöyle yapmalıydın, böyle etmeliydin” demek yerine “bir dahaki sefere”, “bundan sonra” dedik ki geçmişi yargılamak yerine gelecekte ne yapmamıza karar vermiş olduk.

Bir de bu hikayeyi bireysel sorgulama olarak ele alalım. Yani çocuk rolünü üstlenelim ve fen notlarımız kötü geldi. Doğal olarak ne diyoruz kendimize “KEŞKE daha çok çalışsaydım o zaman başarılı olurdum.” İşte en sevdiğim ifadelerden biri keşke 🙂 “Keşke” dilimizden bir an önce atmamız gereken ifadelerden biridir. Çünkü “keşke” bizi geçmişin karanlığında bırakır. Aydınlığa çıkmamıza izin vermez. “Keşke” ile geçmişin karanlığında kaybolmaktansa “Bundan sonra” diyip geleceğin aydınlığında yürümeyi tercih etmek daha doğru bir karar olacaktır. Çünkü karanlıkta nereye gittiğinizi anlayamaz aylak aylak dolaşırsınız ve bu size bir şey kazandırmaz ancak gündüzün aydınlığında nereye gittiğinizi anlayabilirsiniz ve bu size çok şey kazandırır. Yani ifademizi güncellersek “BUNDAN SONRA daha çok çalışacağım.” deriz ve kendimize bir çözüm bulmuş, bir yol çizmiş oluruz.
Bir olaya şöyle bakalım. Türkçe’yi kullanarak ifade analizi yapalım. “ÇALIŞSAYDIM” -di’li geçmiş zaman kullanıyoruz ve tekrar gidemeyeceğimiz bir zaman üzerine hayıflanıyoruz. “ÇALIŞACAĞIM” gelecek zaman kullanıyoruz ve yaşayacağımız bir zaman üzerine plan kuruyoruz. Çok şahane değil mi?

4. Örnek Olay

Çok sevdiğim bir kardeşimi örnek vermek istiyorum. Kendisi bir kararsızlık abidesiydi. Hangi bölümü seçmeliyim, hangi mesleği seçmeliyim, hangi üniversiteye gitmeliyim diye sürekli düşünüyordu. Fakat sadece onları düşünse iyi hayatında pek çok noktada kararsızdı. Dışarı çıkalım mı ya da marketten bir şey alalım mı diyince hep bana “FARK ETMEZ” diyordu. Daha doğrusu her soruma “FARK ETMEZ” diye cevap veriyordu. İşte burdaki kararsızlığın sorunu kullandığı “fark etmez” ifadesiydi. Çünkü o ifadeyi kullandıkça seçenekler onun için anlamsızlaşacak es geçip tabir-i caizse “saldım çayıra” misali hayatında umursamaz bir tavır takınmaya devam edecek ve bundan hoşnutluk duymadığı halde bundan da kurtulamadığı için kendisine kızacaktı. Fakat o kelimeden kurtulursa kararsızlığından da kurtulacaktı. Daha sonra onunla bunu konuştum ve “fark etmez” kelimesini kullandıkça hep kararsızlık içinde olacağını bu kelimeyi kullanmayı bırakması gerektiğini söyledim ve ondan bu kelimeyi kullanmayacağına dair söz aldım. Peki sonuç ne oldu dersiniz? Yakın zamanda konuştuğumda bana o kelimeyi bıraktığını ve kararsızlığından kurtulduğunu hayatında kararları alırken durumları değerlendirip net kararlar aldığından bahsetti. Önceden üniversite seçiminde “FARK ETMEZ” derken şimdi kendisine bir hedef koyduğunu ve o hedefte ilerlediğinden bahsetti. Hatta bazen istemsizce “FARK ETMEZ” dediğinde hemen kendisini “FARK EDER” diyerek uyardığını ve o duruma hemen orda müdahele ettiğini söyledi.

Değişim sanıldığı kadar zor değilmiş görüldüğü gibi bir sözü değiştirerek müthiş bir ilerleme, müthiş bir değişim.

5. Örnek Olay

Çocuğunuz sabah kalktığında yatağını toplamıyor ve siz de bu durumdan şikayetçisiniz. Ona “HER GÜN sana bunu söylemek zorunda mıyım? HİÇBİR ZAMAN odanı toplamıyorsun.” diyerek ona şikayette bulunuyorsunuz. Tabi o kadar konuşulan lafların hepsi işin özünde boş. Çünkü konuşmayı çocuk üzerinde yoğunlaştırıyorsunuz. Halbuki burda sadece değiştirilmesi gereken bir durum var fakat konuşulanlar o durum üzerine değil duruma neden olan üzerine. Haliyle burda ifadelerin değiştirilmesi gerekiyor. Bu noktada çocuğa “Sabah kalktığımızda NE YAPMAMIZ gerekiyor?” diye yaklaştığımızda çocuğun dikkatini olaya çekmiş oluruz. İlk kurulan yanlış cümledeki temel sıkıntı da genelleştirilmiş ifadeler. Birisinden şikayette bulununca genelleşmiş ifadeleri kullanırsak sadece tartışmayı büyütmüş oluruz. Hatta tartışma olmayacakken bile bir tartışma oluşturmuş oluruz. Çünkü karşı taraf istemsiz olarak bir savunma mekanizması ortaya koyar. Bir insana “hep böylesin hiç bir zaman şöyle yapmadın” vs dediğiniz takdirde karşı taraf buna şiddetle karşı çıkacaktır. Bundan dolayı genelleşmiş ifadeler kullanmadan önce bir kere düşünmemiz gerekir? Kendimize “Abartmıyor muyum?” diye sormalısınız. Bunu sorduğunuzda karşı tarafa olan öfkeniz de dinecektir haliyle duygusal değil daha mantıksal bir çerçevede konuşacaksınız. Bu da kalp kırmayı önleyecektir.

6. Örnek Olay

Ailecek 1 hafta önceden bir piknik planladınız. Pikniğe gideceğiniz gün bir de bakıyorsunuz ki sürpriz bir yağmur sizi karşılıyor. Siz de hemen “Ya hep böyle oluyor. Nefret ediyorum bu talihsizliğimden.” diyorsunuz. Ya da bazı sorunlar silsilesi bir dönem için sizi yorduğunda “Hiç bir şey yolunda gitmiyor.” diye yakınıyorsunuz. Tam bu noktada bir derin nefes alıp durmanız gerekiyor. Kendinize şunu sorun. Her pikniğe gitmek istediğimizde yağmur mu yağdı? Ya da hayatınızda hiç bir şey mi yolunda değil? Buna aşırılığa gitmek diyoruz. Bir olay için bunu sanki hep öyleymiş gibi düşünme durumu. Burda şu efsane noktaya da değinmek istiyorum. Hayatta çoğunlukla duygularımızı doğru bir şekilde yaşamayız. Doğru duygular yerine var olan olayı yorumladıktan sonra bizde oluşan duyguları yaşarız. Yani yağmur yağdığı için planınızın suya düştüğüne üzülmek yerine bu olayı hep böyleymiş gibi yorumlayıp hüzün duygusunu bir kin ve nefrete bırakırsınız. Yani doğru duyguyu değil yanlış duyguyu yaşarsınız. Ya da sorunlar silsilesinin sizi bulduğu dönemde “Hiç bir şey yolunda gitmiyor.” dedikten sonra -gereksiz- karamsarlık yaşamak yerine hemen şunu sorun kendinize “Bu doğru mu?” ve düşünün. Doğru olmadığını göreceksiniz 🙂 Haliyle o karamsarlık yerini doğru duygu olan yorgunluğa ve belki de biraz strese bırakacaktır.

Gördüğünüz gibi aşırılıklardan kurtulunca hayatta doğru duyguları yaşamaya başlıyorsunuz. İfadelerimizi doğru şekilde güncelleyince davranışlarımız da doğru olmaya başlıyor. Çünkü daha önce de belirttiğim gibi davranışlarımızın en temel sebeplerinden biri kullandığımız sözlerdir.

Son olarak yazılması gereken pek çok nokta var fakat ben kendi hayatımda gözlemlediğim noktaları ele almaya çalıştım. Örnek olayları incelediğimizde kullandığımız sözlerin bizi davranışlara nasıl sürüklediğini, hangi davranışlarımızın kaynağı olduğunu gördük. Haliyle burda bir öz eleştiri yaparak kendi hayatımızda olumsuz davranışları ele alıp o davranışları sergilerken hangi sözleri kullandığımızı bir düşünelim ve o sözleri lügatımızdan çıkartalım ve daha doğru ifadelerle değiştirelim. Çünkü sözler davranışın en temel sebeplerinden birisidir. Bundan sonra bizler de buna dikkat ederek ifadelerimizi seçelim.

Sağlıcakla

Tarih:Eğitim

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.