İçeriğe geç

Veni Vidi Visi – Hallstatt Öğretileri

Merhaba Arkadaşlar,

Bu yazımda sizlere hayallerimin kasabası olan Hallstatt gezisini anlatacağım. Hallstatt’a gitmek benim imkansızlıklar listemde yapmam gereken bir maddeydi. Hatta ondan öte bir hayalimdi 🙂 – İmkansızlıklar listesi ile hayallerimiz farklıdır da neyse oraya değiniriz başka yazıda –  Hallstatt’ı manasız bir şekilde seviyorum. Haliyle bu sevgi bir maceranın dayanağı oldu ve bu macera bana çok şey kattı. Hayata bakışımda pek çok şeyi yeniden yorumlamama sebep olduğu gibi öğrendiğim pek çok bilginin de kendimde ispatını yapmış oldum. Hallstatt’a olan sevgim Hallstatt’ın bana kattığı bu değerlerle daha da anlamlı hale geldi. Neyse hikaye içinde bu noktalara değineceğim. O halde ne duruyoruz kaldığımız yerden devam edelim.

En son bildiğiniz gibi Salzburg Tren İstasyonu’nda sabahlamıştım. Sabah saat 9’da otobüsle Hallstatt’a gidecektim. Planım otobüsle Schladming’e gidip ordan Hallstatt’a gitmekti. Yaklaşık bir buçuk saatlik yolculuktan sonra Schladming’e gelmiştim. Schladming, gayet hoş ve küçük bir kasaba. Otobüsten indikten sonra durağa yakın bir kilise gördüm ve oraya doğru ilerledim. Direkt dikkatimi çeken kilisenin mezarlığı olmuştu çünkü gerçekten ilgi çekiciydi.

Baksanıza acayip güzel görünüyor yani

Bir süre öyle böyle kasabada oyalandıktan sonra ordaki esnafa Hallstatt’a nasıl gidebileceğimi sordum. Bana biraz yanlış geldiğimi söylediler. Aslında Hallstatt bulunduğum kasabanın kuzeyinde kalıyor. Lakin sıkıntı şurda ben kuzeydeki yolu Hallstatt’a gidiyor diye Google Maps’ten bakmıştım. Kasabada daha dikkatli bakınca durumun pek öyle olmadığını gördüm. Ama daha öncesinde goeuro üzerinden Hallstatt bileti baktığımda da bana Schladming’e otobüs gösteriyordu. Ama ne olursa olsun yanlış ve Hallstatt’a uzak bir yere gelmiştim. Kasabadaki pek çok kişiye sorduktan sonra çözümün otostop olduğunda karar kıldım. Planlarımda olmayan bir durum ama hayat böyledir tamamen aksi bir durumla karşılaştığımızda doğaçlama bizim yeni planımız olur. Bu durumda sorunla boğuşmak yerine çözüm üzerine düşünmek daha doğru olacaktır. Hallstatt’ın beni sınaması ve eğitmesi başlamıştı işte. Ve bu daha ilk aşamaydı.

Hayatta daha önce otostop çekmedim. İlk defa yapacak olmanın heyecanı içindeydim. Ana yola çıktım ve ilk işaret ettiğim araba durdu. Hayatımdaki ilk otostopumda başarı oranım %100’dü. Yaşlı bir amca durdu. Ona Hallstatt’a gitmek istediğimi söyledim. Fakat kendisi oraya gitmediğini ve yolun yanlış tarafında durduğumu söyledi. Halbuki diğer esnaf burda olmamı söylemişti. İlk durdurduğum araba böylelikle es geçti. Daha sonra aklıma telefondan bir yol haritası çıkartıp duran olursa şu kasabaya gitmek istiyorum diyip ordan oraya zıplaya zıplaya ilerlerim diye düşündüm. Çıktım anayola başladım yürümeye. Hava soğuk, sırtımda çanta Alp Dağları sonbaharın boyasıyla boyanmış, rengarenk. Allah’ım dursun zaman da şu anı doya doya yaşayayım. Müthiş ya. Yürüyerek ilerliyorum bir yandan arabalara işaret ediyorum. Bir süre kimse tınlamadı beni. Kimi ailesi olduğu için kusura bakma diyor, onlara arkadan eyvallah diyorum. Kimi direkt basıyor gidiyor, canın sağolsun diyorum. Biri de bana kötü anlamda el hareketi yaptı onunda arkadasından vay zibidi dedim. Sonra ilginç şeyler mi yapsam felan düşünürken işaret ederken “Please” diyeyim dedim. Çünkü kelimeyi derken ağzımda bir gülümseme beliriyordu. Fotoğraf çekerken “cheese” denmesi gibi yani. Ben başladım güle oynaya neşe saçarak millete işaret etmeye. Yaklaşık 10 dakikalık bu süreçten sonra bir arkadaş durdu. Benim yaşımda aslen İtalyan ama Avusturya’da yaşıyor ve Salzburg Üniversitesi’nde okuyor. Gerçeği söylemek gerekirse ismini tam hatırlayamadım. Daha doğrusu bu süreçteki kimsenin ismini hatırlamıyorum aslında. Çünkü ordaki ruh halim gerçekten çok başkaydı. Hani heyecan, sevinç açıkçası anı yaşamanın dibini vurmuştum. Sadece kendime ders çıkardığım ve genel muhabbetlerden aklımda kalanları hatırlıyorum.

Arabaya bindikten sonra bir benzincide durduk ve yol üzerinde bir kasaba belirledik. Niedernfritz en uygun kasabaydı. Kendisi Salzburg’a gidiyordu. Niedernfritz’ de yol üstündeydi ve başladık yolculuğumuza. Klasik tanışma fastını yaptıktan sonra bir yandan konuşuyoruz ve ben bir yandan da Alplerin karşısında büyüleniyordum. Kendisi müzikle uğraşmayı çok seviyor. Ben arabaya bindiğimde bir çok müzik CD’si vardı özel kutusunda. Hatta kendisi bir enstruman da çalıyordu ama adını tam hatırlayamadım. Ben de ona bağlama çaldığımı söyledim. Biraz da müzikten sohbeti açınca biz Niedernfritz kavşağını kaçırdık 🙂 Biraz geç farkına vardık geri döneyim felan dedi ama ilerdeki başka bir kasabada da durabiliriz dedim. -Buradaki bu kavşağı kaçırma durumuna bir yıldız atalım döneceğim. -Daha sonra tekrardan arabayı bir kenara çektik ve navigasyonumuzu yeni kasabaya ayarladık. Yeni rotamız Golling an der Salzach’tı. İşte Hallstatt’ın bana hatta bize öğrettiği ikinci derste burda başlıyordu.

Bir daha kavşağı kaçırmayalım diye anayoldan gitmedik. Arabayla kasabalar arası küçük yolda yavaş yavaş ilerlerken doğa o kadar büyüledi ki bizi arkadaş aynen şu cümleyi kurdu. “Ben buradan her hafta geçiyorum ama buraları daha önce hiç fark etmemiştim.” Arabalar animasyon serisinin ilk filmini biliyor musunuz? İzlemişsinizdir muhtemelen anımsamaya çalışın. Filmin bize anlattığı şeyler nelerdi? İnsanların hız uğruna kaçırdığı güzellikler, ağırdan almayı unutmamızın bize kaybettirdikleri, hayatı hep hızlı yaşamanın aslında hayatı yaşamaktan ziyade sadece zamanımızı harcadığı, McQueen’in “Ben Hızlıyım” mottosunu bırakıp hayata doğru bakmayı öğrenmesi… Eğer  Şimşek McQueen o kazayı yapmayıp Radyatör Kasabası’na gitmeseydi hayatı değişir miydi? Hayatı biraz ağırdan almayı öğrenmeseydi, hayatın güzelliklerini görebilir miydi? İşte Hallstatt ikimize de bu dersi verdi. Ağır ağır ilerleyip Golling an der Salzach’a vardıktan sonra arkadaşla ayrılmadan bir hatıra fotoğrafı çektim ve sonsuz teşekkürlerimi sundum. Her şey için çok teşekkür ederim!

Çok sağol bro 🙂

Yıldızla işaretlediğimiz yer vardı ya işte ordan başlayalım ikinci maceramıza. Tam arabadan indim arkamızdan ikinci bir araba geliyordu. Hemen “Please” diyerek işaret ettim. Ve durdu. İşte Hallstatt bana burda da bir ders verdi. Hayattaki bazı küçük aksilikler aslında bizi bir yerlerde bekleyen fırsatlara götürebilir. Yani bir olay karşısında hemen bir yargıya varmak yanlış bir durum. Arabada bir aile vardı. Bir öğretmen, yanındaki – muhtemelen annesi- ve arkada da kızı vardı. Arkaya oturdum ve ikinci maceramız başlamış oldu. Bu aileye acayip imrendim. Çünkü kadın Salzburg’ta öğretmen ve oturdukları yer Abtenau. Şöyle tercüme edeyim size Salzburg’ta çalışıyorsunuz ama cennette oturuyorsunuz 🙂 Evleri Alp Dağları’nın eteklerinde. Düşündükçe başka oluyorum ya. Kadın -kanımca- acayip bilgili biri. İstanbul dahil pek çok yeri gezmiş. İstanbul üzerine biraz konuştuk. Uzaktan sevin ama yaşamayın diye özellikle belirttim 🙂 Daha sonra ise bir takım konular üzerine muhabbet ettik. Kız da benim gibi gezmek istediğini fakat ailesinin izin vermediğini söyledi hatta. Üniversiteyi kazanınca eminim o da böyle maceralar yaşayacaktır. Zaten yanlış hatırlamıyorsam Amsterdam’da okuyor ya da orda okuyacak diye aklımda kalmış. Çünkü onlara Amsterdam’ı da çok beğendiğimi söylediğimde kadın, kızın oraya gideceğini ya da orda okuduğunu söyledi ama tam anlayamamıştım o an da. Ama gerçekten çok keyifli bir sohbet oldu. Bana bir de kıyak geçtiler hatta. Normalde evleri yol üzerinde ama onlar bir kestirmeden beni kavşağa bıraktılar ki Hallstatt’a gidenlerle daha kolay karşılaşabileyim. Daha sonra bir daha kısa bir yol geri döndüler kendileri. Onlara da burdan selamlarımı iletiyorum. Çok teşekkürler ve size çok imreniyorum. Avusturya’da iş bulursam evimi o kasabalardan birinde tutacağım.

Size de selamlar olsun güzel insanlar 🙂

Buraya kadar yolculukta sıkıntı çekmek bir yana her şey acayip kolay ve eğlenceli olmuştu. Şimdi Hallstatt’ın bir sonraki sınavı başlıyordu. Uzun süren yürüyüş 🙂 Beni bıraktıkları noktadan itibaren Hallstatt’a doğru başladım yürümeye. Bir yandan arabalara işaret ediyorum bir yandan yürüyorum. Türkü söylüyorum, çocuklar gibi eğleniyorum. Uzunca bir süre yürüdüm. Hallstatt, bana buraya kadar her şey kolaydı ama unutma hayatta zorluklar da çekeceksin diyordu. Çabalayacak fakat sonucunu almak uzun sürecek haliyle pes etme sen yola devam et diyordu. O zaman aklıma gelmediyse de Amca Iroh’u saygıyla anmak gerekiyor bu noktada. Yolda yürüdüm, ırmakların yanına indim, ormanların içine girdim, doğaçlama paso takıldım. Ve uzunca bu yürüyüşten sonra Hallstatt’ın sınavını geçmiş olacağım ki bir araba durdu. Fakat Hallstatt bana yeni bir hayat dersi vermek için de hazırlıyormuş kendisini.

Otuzlu yaşlarda bir abi aldı beni arabasına. Kendisi – yanlış hatırlamıyorsam- Salzburg’ta oturuyor ve haftalık aile ziyaretini gerçekleştiriyordu. Galiba babası hastaydı ve düzenli olarak kontrol ediyordu ailesini. Onunla da yolculukta sohbet ettik. Fakat sohbetin en ilginci yani Hallstatt’ın bana anlatmak istediği nokta çok ilginçti. Adama çok şanslı olduğunu böyle bir yerde bulunduğunu söyledim. Fakat ilginçtir ki o benimle aynı fikirde değildi. Aslına bakarsanız onlar için çok normaldi hatta bu abi bu durumdan biraz da rahatsızdı. Her yerin bu denli yeşillik olması çevresinin tek renkten ibaret olmasına neden olduğunu söylüyordu. Bir süre sonra bu ortama yabancılaştığını  söyledi hatta. Daha sonra aklıma bizim köy geldi. Herkes bizim köyün çok güzel olduğunu imkanları olsa orda kalmak istediklerini söylüyordu. Ben ise yazın kaç kere gittim köye tartışılır. Hatta şöyle ilginç bir durum var. İstanbul’da çalışırken memlekete gittiğimde köye gitmek isterdim fakat yazın hep memleketteydim ve köye gitmek istemedim. Aslında ben de abi gibiydim. Aslında hepimiz böyleyiz. Uzun süre yaşadığımız bir yerin bizim için sıradan olması gayet normal bir durum. Ancak bu o yerin kötü ya da çekilmez olduğu anlamına gelmez. Bu anlamı yükleyen de biziz aslında. Böyle bir durumda burdan kurtulmalıyım, burası canıma tek etti, yapacak bir şey yok diye düşünmek yerine bu durumda hayata, burda olmak isteyenler ne yapmak isterdi diye bakıp kendi vizyonumuzu geliştirebiliriz. Yani Hallstatt bana anlatıyordu ki asıl mevzu bulunduğumuz yer değil hatta senin olduğun yer senin için dünyanın en iyi yeri sadece bakmasını bil. Bu anlamlı ders için bu abiye de sonsuz selamlarımı iletiyorum.

Hocam sana da ayrı bir teşekkür 🙂

Abi beni Hallstatt kavşağında bıraktıktan sonra Hallstatt’a doğru tekrardan başladım yürümeye. Tabi bir yandan otostop çekmeye devam ediyorum. Fakat içimdeki heyecan fazlasıyla kendisini belli etmeye başlıyordu artık. Sakin kalmakta artık daha da zorlanıyordum. Bir süre yürüdükten sonra bir araba durdu. Uzakdoğudan -Çin’di herhalde- 2 kişi vardı arabada ve onlara katıldım. Avrupa gezisine çıkmışlar ve sıradaki durakları Hallstatt’mış. Onlarla da konuşarak kalan kısa mesafeyi tükettik. Ve haliyle en sonunda Hallstatt’a varmıştık. Teşekkür ediyorum sizlere de.

Teşekkürler gezginler 🙂

Sonunda Hallstatt’a gelmenin vermiş olduğu mutluluk gerçekten paha biçilemezdi. Müthiş bir yer, müthiş bir ambiyans, müthiş bir hava şahane ötesi. Yazımın bu noktasından sonra sizlere Hallstatt’ta çektiğim bir kaç fotoğrafı paylaşacağım. “Ne yani Hallstatt’a gezdiğin yerleri anlatmayacak mısın?” diye düşünüyorsanız evet anlatmayacağım. Çünkü Hallstatt’ın öğrettiği son ders de şuydu. Amaca doğru ilerlerken geçen an, amaca ulaştığınız andan daha değerli, daha kıymetli ve daha önemlidir.

Sağlıcakla 🙂

 

Hallstatt – Meydan Yönü –

 

Hallstatt’ta sıradan bir ev

Fotoğraf çekinen bir manken

Hallstatt Meydan

Bu çift beni hüzünlendirmişti o gün
Ha bu ikiside Hallstatt’ın tepesinde ben
Tarih:Gezi

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.