İçeriğe geç

Veni Vidi Visi – İsviçre -1

Merhaba arkadaşlar,

Bu yazımda size İsviçre gezimin ilk bölümünü anlatacağım. Bildiğiniz üzere Avrupa Turu benim için öncelikli olarak kasabalardan ibaret. İsviçre’de de iki tane ziyaret edilmesi gereken kasaba var ki adları Lauterbrunnen ve Grindelwald. Bu iki şahane kasaba Alp Dağları’nın eteklerinde bizlere cenneti vaad edercesine bir güzelliğe sahip. Haliyle görmezsek ayıp etmiş oluruz 🙂

Sabahın bir vakti dünyanın en efsane otobüs duraklarından biri olan Bern Car Service Terminal’e indim. Saat sabah 4’te indiğim terminalden en yakın tren istasyonuna doğru yola koyuldum.  Yaklaşık yarım saatlik bir yoldan sonra hemen tren istasyonundaki bir bekleme odasına gittim ve bir süreliğine gözümü dinlendirdim. Avrupa’daki tren istasyonlarının tek sıkıntılı yanı sabaha karşı polislerin gelmesi. Çünkü mesai başlamadan önce tren istasyonlarından evsizleri çıkartıyorlar, uyuyanları uyandırıyorlar. Yani o tren istasyonlarının hikayesi gündüz başka gece başka 🙂 Saat 6’ya yaklaşırken polisler geldi ve pasaport kontrolü yaptıktan sonra bekleme salonundan bir süreliğine bizi çıkardılar. Saat 9 ya da 10 civarı Lauterbrunnen’e tren vardı ve ben ona göre kendimi ayarlamıştım. Yalnız bileti internetten alamamıştım çünkü Türkiye’deki kartlarla internetten alışveriş yapmak sıkıntılı oluyor. Gişelerin açılmasına kadar tren istasyonunda oyalandım ki bu akşam olacakların da habercisiymiş aslında 🙂 Bir kaç saat oyalandıktan sonra – tabi yazması kolay da geçmiyor o saatler o soğuk havada 🙂 – gişeler açıldı ve ben Lauterbrunnen için bir bilet aldım. Yalnız biraz kazıklandık gibi ama İsviçre zaten böyle bir yermiş. (yahu tuvalet 2 euro olur mu!) Bileti aldıktan sonra tren kalkış saatini bekledim. Sabahın soğukluğunda ısınmak için starbucksta bir Venti Caffe Americano içtim 🙂 Bir yandan da aldığım çikolatamı kahveyle kemirdim. Avusturyadan yolluk yapmıştım 2 kaşar peyniri biraz ekmek biraz milka. Ekmek arası milka yedim ya 😀 Velhasıl -gereksiz ayrıntıları bırakırsak- bir süre oyalandıktan sonra istasyona doğru gittim ki devasa trenler var. Bir tren geliyor bir diğeri kalkıyor. Daha sonra ben de bineceğim trene bindim ve -bir süre- sıcacık güzel bir uyku çekmeye başladım.

Tren istasyonuna giderken

Trenle seyahat ederken çevrenizdeki manzara gerçekten görülmeye değer. Dağların arasında kalmış göller, göllerin kenarında evler, her yer yeşil-sarı sonbahar kendini göstermiş müthiş bir ambiyans. Interlaken’a kadar trenle seyahat ettim. Interlaken aktarma durağı. Burdan ilk olarak Lauterbrunnen’e aktarma yaptım. Burada da bana yol arkadaşı olacak Siyu ile tanıştım. Kendisi Malezyalı ve Fransa’da okuyor. Çok ilginçtir ki hayatında hiç kar görmemiş. Daha sonra yine o bölgeden tanıştığım bir başka arkadaşla daha konuştuğumda o da “İlk defa burda kar gördüm.” demişti ve çok ilginç gelmişti bana. Neyse gezimize devam edelim. Siyu ile çocukluğumundan beri hayalini kurduğum bir başka kasaba Lauterbrunnen’e geldik. Efsane kasaba. Nasıl ifade edilebilir emin değilim.

Tren yolculuğundan manzaralar vol.1

Tren yolculuğundan manzaralar vol.2

Lauterbrunnen’e tepeden bir bakış

Burası pek de kelimelerle ifade edebileceğim bir yer değil. Çünkü gidip görmeniz havasını derin derin solumanız Alp Dağları’na bakıp hayal kurmanız gereken bir yer. Çocukluğumdan beri de -tıpkı Hallstatt gibi- anlayamadığım sebeplerden dolayı beni kendine çeken beni çağıran bir yer. Ama artık anlıyorum. Beni buraya çeken şey Tolkien’e olan sevgimmiş 🙂 Lauterbrunnen’den Alp Dağları’na baktığımda orada Orta Dünya’yı gördüm. Tolkien de görmüş 🙂 Belki sizde de olmuştur. Çok sevdiğiniz bir kişinin beğendiği bir şeyi siz onun beğendiğini bilmeden beğenirsiniz. İçinize doğar sanki. Bu da öyle bir his. Hayatta bazı şeyleri tanımlayamazsınız ya öyle işte.

Kasabayı biraz betimlemeye çalışırsam her tarafı Alplerle çevrili ve büyük bir şelalesi var. Kapitalizm buraya tam anlamıyla uğramamış çok şükür. Mesela bizim karadeniz yaylalarını kapitalizm öyle vurmuş ki yaylalar özelliğini yitirmeye başlamış. Ancak buralar öyle değil kasabanın özünün korumuşlar. Hoteller, evler orjinal yapısında ve kapitalizme yaranmak için yapılmış özel bir durum yok. Neyse kelimelerle muhabbeti doğru yere çekemeyeceğim ben susayım da Lauterbrunnen konuşsun 🙂

Alpler <3

Dağa bakınca İki Kule giriş sahnesi canlanıyor 🙁

Yorumsuz 🙂

Orta Dünya’ya Lauterbrunnen’den bir bakış -bir gün buluşacağız-

Yorumsuz vol.2

Siyu ile 🙂

Lakin yüzüğün gücü bir türlü bastırılamıyordu

Lauterbrunnen’de birkaç saat dolaştıktan sonra sıradaki hedefimiz Grindelwald’dı. Grindelwald ise Lauterbrunnen benzeri 3 tarafı dağlarla çevrili bir başka kasaba. Lauterbrunnen’e nazaran daha büyük bir yer. Elbette burda da kelimelerle baş ağrısı yapmak yerine sözü Grindelwald’a bırakacağım 🙂

Dağlar sanki üstünüze yıkılacakmış gibi 🙂

Alplerin eteğinde Grindenwald

Grindenwald’ı çevreleyen dağlardan biri

Anlamsız fotolar 🙂

Efendim Grindenwald ve Lauterbrunnen’de akşama kadar gezip tozduktan sonra Bern’e geri dönme vakti gelmişti. Trende bir güzel uyku çektikten sonra Bern’e vardım. Ancak saat daha erkendi ve benim otobüsüm sabah 3 gibiydi. Saat ise 4’e geliyordu. Tam burada Bern’de öğrendiğim en net şeylerden birini anlatayım. Yeterince zamanınız var sadece nasıl harcadığınıza dikkat edin. Bu şehir bana bunu acı bir şekilde anlattı gerçekten. Tam 24 saat şehirde ayakta kaldım. Sabah 4’te indiğim şehirden ertesi gün gece 3-4 civarında ayrıldım. Ayaklarımın isyanı, havanın soğukluğunda çırpınmalarım, anti-faşist eyleme katılmam, az kalsın pkk yanlılarına kendimi ifşa etmem, spor salonunda isviçre eğitimini gözlemlemem neyse efendim ikinci yazıda heyecanlı muhabbetler bizi bekliyor 🙂

Sağlıcakla

Tarih:Gezi

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.