İçeriğe geç

Boş Zaman Üzerine Karalama

Merhaba Arkadaşlar,

Bu yazımda sizlerle leisure time yani boş zaman üzerine muhabbet edeceğiz. Peki nedir bu “boş zaman”? Boş zaman dediğimiz şey aslında işlik dışı zamanımızdır. Yani günlük çalışma rutinimiz dışında kalan zaman dilimi. Aynı zamanda sürekli arzuladığımız zaman dilimidir. Fakat her ne kadar arzulasak da -çoğumuz için- nasıl kullanacağımızı bilmediğimiz, “boşa” harcadığımız zaman dilimidir. İşte bu yazıda boş zamanların neden “boş” geçtiğini inceleyeceğiz. Tabi buradaki “boş” ifadesi hiçbir şey yapmamak ya da zamanı verimli kullanmamak değil. Hatta zamanı verimli kullanarak da boş zamanı “boşa” harcamış oluruz. İlginç geldi değil mi? İlginç gelmesi doğal çünkü burda anlatmak istediğim şey başka. Mevzuya başka bir bakış açısı getirmek istiyorum. Ama girişi böyle yaparsam konumuz çok büyür ve yazı bitmez 🙂 O zaman bu yazımızdaki konuyu şöyle sınırlandıralım ve şu soruyu inceleyelim. Neden boş zamanı hep arzularken ona sahip olduğumuzda onu “boşa” harcarız? – Tabi burda “boşa harcamak” ifadesini siz kendiniz yazıdan çıkaracaksınız 🙂 –

Her zaman olduğu gibi olaya ilk olarak öz eleştirisel yaklaşalım. “Ben neden boş zamanlarımı doğru kullanamıyorum?” diye kendinize sorduğunuzda bunun en basit cevabı bir hayat amacınızın, bir tutkunuzun olmamasıdır. Evet, boş zamanlarımızı kullanamamamızın en büyük sebebi budur. Çünkü çoğu insanın – yani tümün birkaç istinası dışındakiler- hayatında bir hedef yok. Elbette hedefi olmayan insan da yelkensiz gemi misali rüzgar nereye eserse oraya gider. Yani anlık arzularına boyun eğer. Elinde olan boş zamanı bu anlık arzularını gidermekte harcar. Boş zamanında bir zahmete katlanmak istemez. Çünkü ne için zahmete gireceğini bilmez. Bir şey üretmekten uzaktır. Tabi işin derininde bu varoluşsal bir sorun aynı zamanda. Olaya o kadar detaylı inmek istemiyorum. Fakat bizler günlük rutin bir çerçevede hayatını yaşayan, düşünmeyen varlıklar olduğumuz için kendimize bir hayat hedefi koy(a)mıyoruz. Ama şunu da kabul etmek gerekiyor ki bir hayat hedefi koymak da her yiğidin harcı değildir. Burda her ne kadar eleştirsem de bu konu üzerine uzunca düşündüğümde ve bir dostumla uzunca tartıştıktan sonra bunun her yiğidin harcı olmadığının da farkına vardım. Bu sırada hayat hedefi demek dünya turu yapmak ne bilim şirket kurmak vs gibi şeyler değil daha yüce bir kavramdır. Bir şeye tutkuyla bağlanmak, onu içselleştirmektir. Sizin dünyaya geliş amacınızdır hayat hedefi. Yoksa diğerleri kendinizce bir plandır. Ama hayat hedefi son nefesinizden önce dönüp baktığınızda dünyaya bıraktığınız izdir. Her neyse işin özünde boş vaktimizin boşa gitmesinin temel nedeni budur.

Bir başka sebep ise insanın fıtratında olan bir durumdur. Bu durumu 3 ayrı parçada incelemek istiyorum. İlkini, anlatacağım bir araştırma ile açıklayacağım. – Araştırmanın pek çok aşaması var ve çok ilginç sonuçlar elde ediyorlar fakat ben sadece bir kısmını ele alacağım.- ABD’de yapılan bu araştırmada fabrikalardaki çalışma zamanları kısaltılmış, işçilerin ücretleri artırılmış ve bunun sonucunda işçilerin davranışları gözlemlenmiştir. Yaklaşık olarak 15 günlük(normal bir insanın “boş” yapabildiği boş vakit süresi yaz tatilinde eve gittiğinizi düşünün mesela) bir süreçte boş vakitlerinde insanlar komşularıyla eğlenmiş, aileleriyle gezmiş, hoşça vakit geçirmiştir. Ancak 15 günün sonunda evdeki muhabbetler “Bey, boş zamanlarında çalışsan da daha iyi bir semte taşınsak?” ya da “Hanım, aslında çok boş vakit var. Geri kalan zamanda çalışıp arabayı yenileyebiliriz.” gibi muhabbetlere dönüşmüştür. Yani insanlar daha fazlasını, daha iyisini arzulamıştır. İnsanlar bu zamanlarda kendisini düşünsel olarak geliştirmek, hayata yeni bakış açıları katmak yerine arzuladığı daha iyi “şeyleri” elde etmek istemiştir. Bu düşünce aslında bugünkü kapitalist düzenin ayakta kalmasını sağlayan en temel nedenlerdendir. Sistem insanın bu zaafını kullanır. Ancak sistemin suçlanacağı nokta burası değildir çünkü bu insanın doğal bir özelliğidir. Çünkü az şeye muhtaç olmak yerine çok şeye sahip olmak bizim fıtratımızda var. Haliyle bu insanın fıtratında olan bir durum olduğu için boş zamanımız olursa bunu çok yüksek ihtimalle ek bir iş için kullanırız. Bugün piyasadaki pek çok çalışan kendisine ek bir iş aramaktadır. Her ne kadar bu durumu ülke ekonomisine bağlasak da ekonomik olarak iyi durumda olanlar da bunu yapmaktadır. Şahsen yazılımcı gözünden bakmak gerekirse pek çok freelance olarak birden fazla projede çalışmak istiyor. Haliyle de bu yüzden varolan sistemin hegemonik kültürüne daha da batıyor. Ve burda bir şeye daha dikkat etmek istiyorum. Mevzuyu her ne kadar bu noktada fıtrat ile açıklasam da ilk nedenimiz olan hayat amacımızın olmaması aslında bunun bir nedenidir.

Bir diğer fıtratsal sorun ise “Armut piş ağzıma düş.” anlayışıdır. İnsanoğlu olarak her şeyi emek harcamadan elde etmek isteriz. Çünkü bu zahmetsizdir. Kolay elde edilebilen bilgi, para, şan, şöhret – artık ne derseniz – hepimizin istediği şeydir. Bugün çoğu kişi şu kadar param olsa çalışmam, şurda evim olsa taşınırım gibi ifadeler kullanıyor. – Beyaz yaka öğle arası muhabbetleri hey gidi 🙁 -Ama o kadar paraları olsa yine bir şey yapmayacaklar. Sonunda “Ee bu muymuş?” diyecekler. Nedeni için şu davranışlarımızı inceleyelim. Bu insanlar kitap okumak yerine videolardan hazır bilgi(!)leri öğrenmek istiyor. Birisinin onlara bir şey anlatmasını, okuyup araştırmaya yeğliyor. Tweet okuyup bilgilenmeyi(!) konuları araştırmaya, kütüphanede zaman geçirmeye yeğliyor. Haliyle de boş zamanlarımızda hiçbir şey yapmamayı ya da sahte öğrenmeleri tercih ediyor. Çünkü yolun sonucuna bakıyor. Halbuki hayat yolun kendisidir. – Bkz. Hallstatt Öğretileri –  Bir de verdiğimiz örnekleri baz alarak şu soruyu da soralım. Bunları yaparken bir şeyler öğrenmiş olur muyuz? Yani hazır bilgiyi alarak, düşünmeyerek. Kesinlikle hayır. Çünkü günümüzde bilgi zaten her yerde mesele öğrenmek ve öğrenmek zahmetli bir iştir. -Bunun üzerine de bir ara yazarız. Mevzuyu dağıtmayayım. – Haliyle bir cezbediciliği yoktur. Mesela bugün öğrenciler bile -İŞLERİ ÖĞRENMEK olmasına rağmen- okulda bir şey ÖĞRENMİYORLAR. Sadece öğrendiklerini sanıyorlar. Tam bir zavallılık… Bu noktada konuyu toplamak gerekirse insanoğlunun hazır olana yönelmesi de boş zamanlarımızı “boşa” harcamamıza neden olur.

Son olarak da modernizmde kullanılan “comfort zone” teorisine de değinmem gerekiyor. Bildiğiniz üzere “comfort zone” bizim kendimizi rahat hissettiğimiz bilimum ihtiyaçlarımızı giderdiğimiz alandır. Bu alandan çıkmak istemeyiz çünkü çıkma süreci çok sıkıntılı ve acı vericidir. Mesela bildiğiniz bilgilerin dışında yeni şeyler öğrenmek istersiniz fakat bu süreci doğru yönetemezsiniz. O zahmet size çok ağır gelir. – Tabi comfort zonedan çıkma noktasında farklı bakış açıları mevcut ama yeri değil. – Bir örnek vermek gerekirse devlet memurluğunun motivasyonu bu değil midir? Memur olursan beleş para zihniyeti toplumumuzun kanayan bir yarası. Bir zahmete girmene gerek yok devlete kapak at senin için yeterli. Hiçbir şey yapmasan da paran yatıyor anlayışı memur olmak isteyenlerin önemli bir motivasyonu değil midir? Bu duruma direnmek büyük bir yüreklilik ister. – Pek çok gerçek hikaye dinledim bu konuda- Haliyle de -çoğumuzda- bu yürek olmadığından dolayı hepimiz “comfort zone” dediğimiz alanda kendimizi bırakırız. Yeni şeyler öğrenmek istemeyiz. Bildiklerimiz bizim için yeterlidir. Haliyle de yeni şeyler öğrenmek istemeyen kişiden boş zamanlarında doğru soruları sormasını bekleyemeyiz!!!

Bir başka sebep de günümüzdeki kapitalist düzendir. Adorno, Benjamin gibi düşünürler boş zamanların, insanların kendilerini geliştirmek, bir takım felsefi ve varoluşsal sorunlar üzerine düşünmek, hayattaki varlığını sorgulamak gibi durumlar için olması gerektiğini düşünmektedir. Fakat böyle bir durum sistemin kendisi için bir tehdittir. İnsanların bir şeyleri sorgulaması bunun sonucunda da örgütlenmeye kalkması sistemin istemeyeceği bir şeydir – ki bunun olamayacağını biliyoruz. Olursa da sebebi düşünce olmayacaktır 🙂 – Bunun için sistemin seni sürekli oyalaması gerekmektedir. Düşünmeni engellemesi, sorular sormanı engellemesi, sorular sordurmasına rağmen bir şeyler yapamayarak bir öğrenilmiş çaresizliğe itmesi – ki çözümü çok basit -, bunun sonucunda da soyut medyada konuşarak bir şeyler yaptığını düşündürmesi gerekir. Zaten bunun için evlerimizde boş yapan TV’ler, elimizde telefonlar var. Senin dikkatini dağıtmak, yönünü başka yöne çekebilmek için. Senin bazı duygularını tatmin edebilmen için. Boş zamanlarınızın çoğununun bu ekranlar karşısında geçtiğini unutmayın. İşin özünde çok boş vakit var ancak bunun farkında değiliz. Çünkü o boş vakit bir şekilde geçip gidiyor fakat vakit bu ekranlar karşısında geçtiği için bir eylemle geçiyor gibi düşünüyorsunuz. Halbuki bu ekranları bıraktığınızda hayatınızda ne kadar çok vakit olduğunu anlayacaksınız. Fakat BIRAKTIĞINIZDA…

Düzen üzerine bir noktaya daha değinmek gerekirse boş zamanlarımız artık çalışma zamanlarımızın birer uzantısı haline geliyor. Bu noktada -en çok eleştirdiğim- “spora gitmek” geyiği en güzel örneklerden biri olacaktır. Özellikle masa başı çalışanları spora gitmeyi – haha spora gitmek – severler. Çünkü uzun zaman boyunca masa başında durdukları için vücut hareketsiz kalır ve uzun süreli durumlarda bu performans düşüklüğüne yol açar. Performans düşüklüğü demek de terfi alamama ya da işten çıkarılma anlamına gelebilir. Haliyle bu durumda ne demiş oluyoruz? Hadi bunun üzerine de siz düşünün bakalım.

Bu arada ilk paragrafta dediğim “Vaktinizi verimli harcasanız dahi ‘boşa’ harcamış olabilirsiniz.” noktasına değinelim. Fakat değinmeye bir adım geriden başlayalım. Boş zamanlarımızı genelde boş zaman aktiviteleri dediğimiz eylemlerle geçiririz. Bunu eğlenmek ya da bir şeyler öğrenmek için yaparız. Fakat bu boş zaman aktiviteleri – nedense – aslında kendimizi yapmak zorunda(!) hissettiğimiz aktivitelere dönüşüyor. O haftasonunu bir şekilde değerlendirmek zorundayız. Ama asıl nokta bu değil asıl nokta nasıl değerlendirdiğimiz. Bu noktada Adorno’nun toplum eleştirisini düşündüğümüzde şu gerçeklerle karşılaşıyoruz. Tweet okuduğunuzda bir şeyler öğrenmiyorsunuz ya da paylaştığınızda bir değişim yaratmıyorsunuz, içinde ne olduğunu bilmediğiniz müzeleri gezip kendinizi kültürlenmiş(!) sanıyorsunuz, tiyatrolara gidip ben tiyatrodayım “story”si attığınızda aslında vaktinizi orda “boşa” harcıyorsunuz. Ya da tiyatroya gitmekle kendinizi “elit” hissediyorsunuz. Çünkü bir şeyler öğrenmek ya da bir şeyler üretmek değil, oyalanmak, hayatınızı sergilemek(buna belgelenmiş aydınlanma deniyor ve müthiş bir adlandırma) istiyorsunuz. Özünde vakit yine boşa harcanıyor sadece mekan farklı, yer farklı. Çünkü yapılan etkinliğin bir önemi yok, önemli olan yapıyor görünmek. Yani hayattan zevk almıyor, zevk alıyor görünüyorsunuz.

Sona doğru gelirken bu yazımda mevzuya çok karamsar baktığımı düşünüyorsanız doğru düşünüyorsunuz. Ancak çevremde yaptığım gözlemlerim bu. Arkadaşlarım, diğer insanlar, okuduğum kitaplar – hatta eskiden kendimde gerçi bir kısmı hala var ama aşacağız 🙂 – hepsinde gözlemlediğim noktalar bunlar ne yazık ki. Kimse hayatta ne hedefi olduğunu bilmiyor. Bir boşlukta yaşıyor. Kendilerine katacakları tek şey daha fazla para kazanmak. O parayla da gezmek, tozmak – ki o da sistemin ta kendisi – peki ya sonra? Hayatı böyle anlamlandıran arkadaşlarım var ne yazık ki 🙁 Pek çoğu işlik sorunları yaşıyor, çok param olsa hayalleriyle avunuyor. Bu boş lafları bırakalım ve size zamanınızı boşa mı harcıyorsunuz noktasında düşündüren çok küçük bir ipucu vereyim. 1 yıl önceki halinizden bugüne para dışında bir kazancınız var mı bir düşünün. Cevabı kendi içinde bulacaksınız.

Günümüz sorunları üzerine umarım daha çok yazma fırsatı bulurum. Konuşmak istediğim çok konu var ancak dinleyen var mı bilemiyorum. Çok arkadaşımla konuştum, dil döktüm ama ne yazık ki kendimize gerçekleri itiraf etme konusunda başarısızız ki doğal bir durum. Kimse acı gerçeklerle yüzleşmek istemez. Ben de dahi hala kendime itiraf edemediğim konular var. Ama bu benim hayatımı yanlış yaşamama neden oluyorsa işte orda gerçeklerle yüzleşmenin vakti gelmiş demektir. Her neyse bu yazıda bu kadar olsun. Daha fazla sitem etmeye gerek yok. Son olarak Churchill’in bir sözü ile bitirmek istiyorum yazımı

“Bir insanın kültür seviyesini öğrenmek istiyorsanız boş zamanlarında ne yaptığını sorun.”

Sağlıcakla

Tarih:Karalama

Tek Yorum

  1. Bence boş zaman yoktur, boş insan vardır 🙂 Güzel bir yazı olmuş kalemine sağlık 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.