İçeriğe geç

Bana Beni Anlat: Öğretmenler(im)e Sitem

Merhaba Arkadaşlar,

Bu yazımda sizlere öğretmenler(im) hakkındaki düşüncelerimi anlatmak istiyorum. Yazacağım düşünceler benim hep aklımdaydı ama Ivan Illich’in Okulsuz Toplum kitabının vermiş olduğu gazla bunu dillendirmek istedim. Burada yazacaklarım belki üzücü ya da kalp kırıcı şeyler olabilir ama bundan dolayı özür dilemek yerime ”Olacak o kadar!” demek istiyorum.

Yazıma ”öğretmen” kelimesiyle başlamak istiyorum. Öğretmen kelimesinin kökünü incelediğimizde ”ögür” ve ”öğüt” kelimelerinden geldiğini görürüz. Yani hem alıştırmak hem de öğrenmek anlamlarından türemiştir. Öğret-men ise öğreten adam olarak – men muhtemelen ingilizceden alınmıştır – kelime literatürümüzde yer almıştır*. Fakat böyle kutsal ifadelerden türeyen bir kelime bugün ne öğreten ne de öğrenmeyi alıştıran görevini yerine getirmektedir. Çünkü öğretmen, günümüzde iktidarın veya ideolojinin en büyük ve en önemli aracıdır. Amacı bireyleri yetiştirmek değil mevcut sisteme uymalarını sağlamaktır! Bundan dolayıdır ki okula başlayan yeni bir birey 12 yıl bir takım ideoloji temsilcileri tarafından ve içinde bulunduğu sisteme isyan etmeyen bireyler tarafından sisteme uyum sağlayacak, isyan etmeyecek şekilde yetiştirilmektedir. Bu yetişen bireylerin ise ne durumda olduklarını PISA’da, üniversitede ve üniversite mezunlarında açık bir şekilde görmekteyiz. Hatta işin ciddiyetini bir soruyla açıklamak istiyorum. Bir genç 16 yıl okulda okuyup üniversite mezuniyeti sonrası varoluşsal krize girer mi? Bugün her yeni mezun bir varoluşsal kriz yaşıyor. Hayat nedir? Neden çalışıyorum? Bana bunlar söylenmedi diye yakınıyor. Bunu ben de yaşadığım gibi arkadaşlarım fazla fazla yaşıyor. Bu noktada onlar belki isyan etmiyorlar ama ben bu noktada öğretmenler(im)e açık isyan ediyorum. Onca sene okullarda matematik, fizik gibi şeyler gördük – öğrendik de demiyorum GÖRDÜK diyorum – fakat insana dair bir şeyi bırakın öğrenmeyi görmeyi bahsi geçmedi bile. Çünkü öğretmenlerimiz de aynı varoluşsal krizde. Öğretmenler hayata doğru bakamazken hayata bakmayı öğretmensini nasıl bekleyebiliriz ki? Daha da ileri gideyim sorunu çıkartanlardan sorunu çözmemizi nasıl bekleyebiliriz ki!

Haberlerde öğretmenlerin intihar haberlerini sıkça duymaya başladık. Çünkü öğretmenler kendi varoluşsal krizleriyle başarılı şekilde mücadele edemiyorlar. Bununla beraber okullarındaki sisteme de isyan edemiyorlar. Yozlaşmış sistemi görüp pasif dahi olsa isyan edemeyen bireyler çareyi intiharda ya da neyse… Ben şahsen arkadaşlarımdan öyle iğrenç şeyler duydum ki okulları hakkında dudağınız uçuklar. Böyle kurumlara böyle bir sisteme biz çocuklarımızı emanet(!) ediyoruz. Bu her ne kadar sistemsel bir durum dahi olsa – kapsayıcı kurumların ÖNEMİ!!! – sistemin parçasındaki öğretmenler de bu noktada bir şeyler yapmıyor ne yazık ki. Hatta o iğrençlikleri yapanlar da aslında birer öğretmen. Bu durumda ne demiş oluyoruz? Haberlerde öğretmenlerin ideolojik yönlerinin ön plana çıktığını sıkça görmekteyiz. Bu da önceki paragrafta yazdığımı doğrular nitelikte. Her ne kadar görevden almalar vs olsa da bu bir çözüm değil aksine pisliği halının altına süpürmeden öte bir şey de değildir. Ama benim nezdimde çözüm şöyle olmalıdır. Bir sepetteki çürük elma tüm elmaları bozabilir. Bir grupta da huzursuzluk yaratan aslında bir nebze isyan durumunda olan olduğu için baskındır. Sorun pasif olanların o baskın olana isyan etmeme durumudur. Haliyle güçlü bir isyan bu durumu çözecektir çünkü insanı elmadan ayıran bir özellik var. Yine tekrar ediyorum – ki çokça edeceğim – isyan etmeyen, kabullenen bir öğretmen nasıl etkili bir birey yetiştirebilir? Yetiştiremez, sadece sisteme boyun eğen bireyler yetiştirmekle kalır ki zaten okulun amacı da budur. Niye devlet kendi bacağına sıksın ki? Neyse konumuz bu değil zaten.

Bugün pek çok öğretmenin eğitim üzerine düşüncelerinin olduğuna bile şüpheliyim açıkçası. Herbiri – bu kıstas içinde olanlar – birer robot misali her sene müfredat bu diye söylenen şeyleri yapıyorlar. Sorgulamak ya da isyan etmek elbette ki yok. Herkes her şeyin farkında ancak kollektif bir davranma yok. Sorarım böyle bireyler nasıl bireyler yetiştirebilir ki? Yine isyan etmeyen, sorgulamayan bireyler… Benim bir tanışım liseye başladıktan sonra sorgulamayı bıraktı içindeki heyecan kayboldu gitti. Başarıları okul tarafından hor görüldü. Keza bana – birkaç öğretmenim dışında – kimse hayata dair, insan olmaya dair bir şeylerden bahsetmedi. Hadi onları geçtim hayatta bunlar da var demedi. Uğraşmadı bunun için. Ben üniversiteye başladığımda diğer arkadaşlarımla aramdaki uçurumun farkına vardığımda ben, bunca sene ne yaptım diye sorguladım. Hayatta böyle şeylerde mi varmış dedim kendi kendime. Öğretmenlerim beni birer yarış atı misali kullandı. Benim ömrümü çaldılar. Reklam panosunda yaz ayı için resmimi koydular peki ya sonra? Ben onlar tarafından kullanılıp kaldım. Hayata dair ne öğrendim? Hayatı bırak bir şey öğrendim mi? Bir şeyler ezberledik. Sistemin birer kölesi olup çıktık. Düşünmeyi öğrenemedik. Öğrenmeyi öğrenemedik. Sorgulamayı, konuşmayı öğrenemedik. Bugün yaşadığımız boş zaman krizleri, bedensel arzulara göre seçimlerimiz nelerden kaynaklanıyor sanıyorsunuz ki? Hiçbirimiz insana dair bir şey bilmiyoruz. Psikoloji, sosyoloji, sanat, tiyatro biliyor muyuz? Ünlü oyunculara göre gittiğimiz tiyatrolar sanattan anladığımızı mı gösterir yoksa instada foto paylaşacağımızı mı? Yaşamayı bilmiyoruz ki bize öğretilmedi bunlar. Hiçbir öğretmenimiz bize nelerle karşılacağımızı söylemedi hepsi bizi kandırdı. Ya arkadaş 30 kişilik bir sınıfta 20 tıp isteyen öğrenci olmasını bir öğretmen doğal karşılıyorsa buna yapılacak bir şey yok. Burda bana sistem demeyin artık. Gerçeğe göz yumdunuz siz açık açık. Hiç unutmam dershanedeyken liseye geçince rahat, üniversiteye geçince rahat gibi kandırılmalarla geçti hayatımız. İşin kötü tarafı buna isyan eden bir tane arkadaşım yok. Yazan, dile getiren kimse yok. Herkes kendi hayatını yaşamaya devam ediyor. Benim durumumu geçtim öğretmen arkadaşlarım da öyle. Hepsinin durumunu okuyabiliyorum. Hepsi ilk senesinde idealist davrandı ama sonradan hepsi pes etti. Pasif isyan bile yapmıyorlar. En azından Katip Bartleby gibi ‘Yapmamayı tercih ediyorum’ bile demiyorlar. Bu bile YOK!!! Böyle bir durumda biz ne bekliyor olabiliriz ki gençlerden? Hayatı bilmeyen, düşünmeyi, öğrenmeyi bilmeyen, sosyal bilimlerden bir haber bir gençlik ne halt yemeye bizi taşıyacak ki? Dünyayı dolaşmak gibi sistem dayatması hayalleri olan, kolay yoldan para kazanmak isteyen, yolda olmaktan haz almayan bir gençlik bize ne kazandıracak? Fakat gençlere bu kadar kızdım da asıl soru şu değil mi bu noktada ”Gençlerin bu durumda olması da bir sonuç değil midir?” Bizler gençlerin böyle olmasını bir neden olarak görüyoruz. Yeni nesil değişti diyip onların bu tutumunu bir neden olarak düşünüyoruz. Ama bu bir sonuç. Düşünemiyorlar çünkü onlara düşünmeyi öğreten yok, öğrenemiyorlar çünkü onlara öğrenmeyi öğreten yok. Çünkü o insanlar da onu bilmiyor. Yani öğretmenlerimiz!

Tam bu noktada değişen dünyaya değinmek istiyorum. Öğretmenlerimiz kendilerini güncelliyorlar mı? Değişmeyen tek şeyin değişim olduğu şu dünyada öğretmenlerimiz yeni fikirlere, düşüncelere açık mı? İşin bu noktasını da geçtim. Kendi uğraştıkları hobileri, hayat tecrübelerini öğrencilerle paylaşıyorlar mı? Onları saçma dersler yerine hayatı güzel yaşayacakları başka eylemlere yönlendiriyorlar mı? Öğrencilerden kendileri bir şeyler öğrenmiyorlar mı? Onlarla beraber kendilerini geliştirip hayata daha dinamik bir bakış açısı kazanmıyorlar mı? Tüm bu sorulardan aslında şuraya varmak istiyorum ben. Öğretmenlerin eğitim anlayışı… Hadi yukarıda saydıklarım üstüne bir şeyler yapmadınız da öğretmekle yükümlü olduğunuz şeyler üzerinde neden başarısız oldunuz? Bugün toplumun üçte ikisi okuduğunu anlamıyor!!! Bu bir SONUÇTUR. Burdan eğitim sistemi diyip çıkamayız çünkü sistemin en aktif birimi öğretmenler ve onlar bu konuda başarısızlar aslında. Çünkü her öğretmen robot gibi aynı şeyi yapıyor. Öğretmenler kendi özgünlüğünü katmıyor derslere. Ya da yeni yeni katmaya başlıyorlar. Farklı eğitim metodolojileri denenmiyor. Suçlu öğrenci ya da öğrencinin velisi olarak nitelendiriliyor. Onların da payı var elbette ama öz eleştiri yapılmıyor. Ben nerde yanlış yaptım dedikten sonra başkaları eleştirilebilir diğer türlüsü yanlış bir tutum olacaktır. Bununla beraber öğretmenin sınıf üzerinde iktidarvari bir tutumu da yanlıştır. Çocuklara balık verme yerine – ki veremiyor – balık tutmayı öğretmesi gerekmektedir. Pasif durumda olan öğrenci için o derste olmak bir zaman kaybından öte bir şey değildir. Bana sorarsanız öğretmen bir şeyleri öğretmekle YÜKÜMLÜ DEĞİL tam tersine bir şeyler ÖĞRENMELERİ için öğrencilere YOL GÖSTEREN onların ENGELLERİNİ kaldıran bir bireydir.

O yüzden size birkaç örnek vermek  istiyorum. Dershanedeyken bir hocam bana haftalık olarak araştırmam için bir konu verirdi ve üzerine 15 dklık küçük bir muhabbet ederdik. Fakat ben sonra olayı biraz hafife alıp hocaya notlarımla değil çıktılarımla gitmeye başladım. Daha sonra hocam bana bunu okumamışsın haftaya tekrar bakalım dedi. Ve sonra da öyle bitti zaten bu muhabbet. İşte hocalar böyle yapar ama bir öğretmen bence burda durumu analiz etmeli. Neden okumadan geldim? Neden böyle kaçamak yapmaya yeltendim? Bunların analizini yaparsa zaten durum farklı bir boyut kazanacaktır. Bir öğretmenin yapması gereken budur. Öğrencinin durumunu analiz edebilmelidir. Bu bizde genelde şu şekilde oluyor. Bir öğrenci sınavdan kötü not alınca derdi dinleniyor ve NOT YÜKSELTMEK amacıyla onunla konuşuluyor. Yoksa öğrencinin neler düşündüğünün neler hissettiğinin bir önemi yok. Ya ben dershanede dergi çalışması denen bir illete katılıyordum.  Yaptığım şey sabah 9’dan akşam 4’e kadar dergilerin altını çizmekti. Uykusuzluktan geberiyorum. Hocalarım diyor Yusuf çalışmıyorsun şöylesin felan. Uykum var diyorum. Bana hala çalışmıyorsun diyorlar yetmiyor babamı da gazlıyorlar. Okuldaki rehber hocasına gittim hocam uykum var diyorum dedim. Hoca da hak verdi. Çocuğum uykusu var dedi. LA bir sorun yok uykum var ama kimsenin sorunu çözme niyeti yok. What the fuck is going on? demelik bir durum değil midir bu ya? Ve durum hala böyle ne yazık ki. Kimse gençlerin sorunlarını çözmeyle uğraşmıyor – basit uyku problemini bile – herkes at yarışı gibi yarıştırmaya uğraşıyor. Kimse gerçekleri söylemiyor. Bu her ne kadar sistem felan desek de öğretmen faktörünün burda çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü yeri gelince bir öğretmen hayat değiştirdi istisna safsatalarıyla gelenler bir elin parmaklarını geçmeyen örneklerle takılırken geri kalan öğretmenlerin normal olduğunu düşünürseniz demek istediğimi rahat bir şekilde anlayacaksınız.

Velhasıl içimi iyi döktüğümü düşünüyorum bu konuda. Bunca senemi çalan öğretmenlerime diyecek bir lafım yok olan olmuş ama kırgınlığım geçmeyecektir elbette. İsyan etmeyen arkadaşlarıma hiç lafım bile yok zaten. En azından bir nebze bilinç katmak ve mağdur bir öğrenci olarak düşüncelerimi dile getirmek istedim. En azından ben gerçekleri söyleyeyim.

Sağlıcakla…

 

* http://nerdengeliyo.com/ogretmen/

Tarih:Eğitim

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.