İçeriğe geç

Düşün(m)üyorum

Merhaba Arkadaşlar,

Bu yazımda geçende Fazıl Say’ın “Akılla bir konuşmam oldu” eserini dinlerken aklıma gelen bir konuya değinmek istiyorum. Düşünmek… İnsan olarak kendi varlığımızı unuttuğumuz şu zamanlarda bize varlığımızı hatırlatacak olan eylem- hatta bence tek eylem- düşünme eylemidir. Gelin hep beraber düşünmek üzerine biraz konuşalım…

Şahsen kendimi en kötü hissettiğim zamanlar uzun süre düşünmediğim günler oluyor. Mesela eve geliyorum, yemek ye sonra biraz uyu sonra da pcde oyun felan derken bir bakmışım saat 12 olmuş. Mecbur yatacaksın ertesi gün iş var. Haliyle ne kitap okudum, ne düşündüm. Bu amansız döngüye girdiğim zaman kendimi aşırı şekilde mutsuz hissediyor ve kendime kızgın oluyorum. Çünkü geriye dönüp baktığımda hiçbir şekilde kendime bir değer katan eylem yapmadığımı görüyorum. Ki aslında bakarsanız mevzu kendime değer katmak da değil. Asıl mevzu kendi varlığımı hissetmek. Bakıyorum da pc başında youtubeda amansız gezmek, Hearts of Iron’da Almanya ile dünyayı fethetmek – hadi pes 19’daki kendi genç oyuncularımı es geçeyim – aslında bilinçli olarak yaptığım eylemler değil. Bunlar ben “düşünmediğim” için ortaya çıkan eylemler. Haliyle bu eylemlerin bir sonucu da oluyor, bir yerden sonra sizin kendinize olan güveniniz sarsılıyor. İradenizi sağlayamadığınızı, gününüzün boş geçtiğini, hayatın bir zevkinin olmadığını düşünüyorsunuz – aslında düşünmek değil bu -. Daha sonrasındaki tüm bu süreç sizin kendi varlığınızı da sorgulatıyor. Çünkü varlığınıza dair bir kanıt yok kendinizde. Haliyle varlığınızı kendinize hatırlatacak olan eylem ancak ve ancak düşünmektir. Düşünmek, karanlık zihinlerimizi aydınlatacaktır. Düşünmek, davranışlarımızı değiştirecektir. Davranışlarımız değişince de biz kendi varlığımızı hatırlamış olacağız. (bkz. değişim adımları: söz)

Düşünmek, insana ait bir eylemdir. Ve istemeden de olsa her davranışımızda düşünce vardır. İnsanlarla olan konuşmalarımızda, yazılarımızda vs vs. Fakat bu eylemi kullanmaktan çok çekiniyoruz. Tabi bunu kendimize zaman ayırma açısından söylüyorum. Her olup bitene dair fikrimiz var ama kendimize dair bir fikrimiz yok diye düşünüyorum. Bir noktada kendimizi tanıyoruz belki ama gerçekten kendimizi dinlediğimizden şüpheliyim. Belki konu bağımsız olacak ama Çıtlak Hocamın bir sorusu vardı. En son ne zaman Allah’a karşı ağlayarak yalvardın? diye sormuştu televizyonda. Beni çok derinden etkileyen bir sorudur bu ve ben de şöyle sormak istiyorum. En son ne zaman kendimizle konuştuk, dertleştik, ağlaştık? Kendimize iyi misin diye sorduk mesela. Tabi burada değinmek istediğim şey kişisel gelişim zırvaları değil samimi bir şekilde kendimizle muhabbet kurmak. İşte bu, muhabbet kurmak. Düşünmek, kendinle muhabbet kurmanı sağlar. İçine bakmanı, – belki felsefik olacak ama – bu dünyadaki düşüncen, bedenin, yaşadıkların her şeyinle kendini tanımanı sağlar. Seni bunaltan durumları tartışırsın kendinle, yapmak zorunda olduğun işleri tartışırsın, sevinçlerini kendinle paylaşırsın ama en önemlisi – yukarıda da dediğim gibi – kendinle muhabbet etmiş olursun. Bana sorarsanız bir insanın yapabileceği en müthiş eylemlerden biridir kendisine zaman ayırıp kendisiyle muhabbet etmek. Şu an yansıtamıyor olabilirim belki ama “kendi” ifadesi gerçekten müthiş bir ifade. – biraz düşündükten sonra – Harbiden düşüncelerimi kelimelere dökemedim ya 🙂 Neyse duygusallığı ve derinliği burada bırakmak istiyorum.

Peki, “Düşünmek, düşünmek diyoruz ama kafamızda bin bir türlü tilki dolaşıyor bunlar da ‘düşünmek’ midir?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Pratik olarak öyle ama benim anlatmak istediğimden uzak bir mevzu tabi o 🙂 Aslına bakarsanız düşünme eylemi konusunda da çok beceriksiziz. Nasıl düşüneceğimizi bilmiyoruz? Temel felsefedeki mantık kurallarını bilmiyoruz. Bize kimse düşünmeyi öğretmedi. – Sitemim ilgili meslek grubuna gitmiştir umarım – Aklımızdan geçen tilkilikleri, kendimizi yeren düşünceleri “düşünmek” sanıyoruz. Tabi bu olumsuzluklar bize zarar verdiğinden dolayı da kendimizle baş başa kalamıyoruz. Çünkü kendimizle başbaşa kalırsak düşünürüz(!). Allah muhafaza ya düşünürsek(!) değil mi? Düşünürsek; pişmanlıklarımız, yapmadıklarımız belki de zibilyon tane gereksiz fikirlerle dolacaktır aklımız. Bu yüzden de kendimizi uyuşturuyoruz. Halbuki kendimizle yüzleşmemiz gerekiyor. Çoğumuz – ben de dahil – bir şey izlemeden yemek yi(ye)miyor. Neden çünkü 5 dk’lık yemek için 30 dk’lık bir video izlemeliyim ki düşünürüm felan. – hadi düzenli takip ettiğiniz dizi varsa o başka olsun – Düşünmekten kaçmamızın temel sebebi “düşünmeyi” bilmememizden kaynaklanıyor. Çok değer verdiğim bir arkadaşıma kendisine zaman ayırmasını, oturup düşünmesini söylediğimde “O zaman olaylara daha fazla takılıyorum” demişti bana. Çünkü o, bilişsel çarpıtmaları düşünce sanıyor. İşte temel sosyal bilim bilmemiz gerektiğine dair tekrardan vurgu yapmak istiyorum. Temel seviye felsefe, psikoloji hayatı doğru yaşamanızı sağlar. Neyse ne diyordum halbuki BDT ile biraz düşüncelerine yaklaşsa aslında onların düşünce değil de birer çarpıtma olduğunun farkına varacak ve düşünme eylemini daha doğru yapacaktır. Haliyle bu noktada birkaç durum ortaya çıkmaktadır. İlki düşüncelerin bir mantık ve tutarlılık çerçevesinde olması gerekir. Zaten bu yüzden bilişsel çarpıtmalar ya da safsatalar birer düşünce -düşünme eyleminin düşüncesi- değildir. Çok başarısızım diye bir ifade kullanmanız apaçık bir bilişsel çarpıtmadır. Bir diğer durum da doğru ifadeler kullanmak. Hayata doğru sorular sormak 🙂 “Bu olaydaki mutlak doğru nedir?” gibi bir soru çok saçma bir sorudur. Kendinizi farklı düşüncelere, derinliğe itmez bu soru. – ki Ioanna Kuçuradi’de böyle bir soru olmayacağını söylemiştir 🙂 – Fakat eğer soruyu şöyle sorarsak “Bu olayda bana bunun doğru olduğunu düşündüren nedir?” işte bu soru kendimizi anlamamızı, kendimizle yüzleşmemizi sağlayan bir sorudur. Bu soru bizi kendi derinliğimize götürür ve kendimizi hiç olmadığımız kadar tanımaya başlarız. Keza başarısızlık örneğini de ele alabiliriz. “Neden başarısızım?” doğru bir soru değildir. Bu işin özünde bir yargıdır. “Neden başarısız olduğumu düşünüyorum?” sorusu ise bir yargı değil kendimize dair sorduğumuz bir sorudur. Burada cümlenin bağlamının nasıl değiştiğine dikkatinizi çekmek isterim.

Düşünmek konusunda bir diğer konu eylem ve düşüncelerin uyuşmaması durumu. Ben düşünceleri ikiye ayırıyorum. Teorik ve pratik düşünceler. Bu ayrımı yapmamın sebebi de her zamanki gibi kavram kargaşaları. Bizler düşündüğümüz her eylemi yapabileceğimizi sanıyoruz bazen. Örnek vermek gerekirse okul vakti planladığımız yaz tatilleri, geceleri uyku tutmayınca “Artık düzenli spora gideceğim” – haha spora gitmek- ayakları, sosyal medyayı bırakacağım kitap okuyacağım vs vs sonsuza kadar gider bu. Hepimiz bunları yaptık hatta yapıyoruz. Eylemi yapamamamızın nedeni pratik ve teorik düşünceleri birbirine karıştırmamızdan ibaret aslında. Teorik düşünce şudur. Soyut olarak düşündüğümüz konular teorik düşüncedir. Mesela kitap üzerine yorum yapmak, bir konu üzerine fikir yürütmek buna örnek olabilir. Tüm mevzu kafamızda bir fikir haline evrilir ya da düşünce olarak kalır. Ama SOYUTTUR. Somut bir EYLEM YOKTUR. Pratik düşünce ise somut EYLEM GEREKTİRİR. Mesela kitap okuyacağım dediğinizde hemen eyleme geçmelisiniz. Çünkü bu pratik bir düşüncedir ve eylem gerektirir. Kafanızda bir düşünce olarak kalmamalıdır. Kalmamalıdır diyorum çünkü pratik düşünceler eyleme dökülmedikçe demin de bahsettiğim mevzular gibi birer boş muhabbet olup çıkacaktır. Ve bu boş muhabbetler daha sonrasında kendinize olan güveninizi de yıkacaktır. Çünkü sadece düşünüp geçiyorsunuz, fakat mevzunun düşünmeyle bir alakası yok. Eyleme geçmeniz gerekiyor. Haliyle düşüncemizin pratik mi teorik mi olduğunu iyi ayırt etmemiz gerekiyor. İki düşünceye de kendisine uygun olarak davranmamız gerekiyor aksi durumda yine kendimizi, kendimizle sataşırken bulabiliriz.

Efenim, bir yazımızın daha sonuna geldik. Yazımı Descartes ile bitirmek istiyorum. “Cogito ergo sum”

Sağlıcakla

NOT: Yazıyı önceden yazmıştım ama editlerim diye düşünüyordum fakat ekleyeceklerimi unuttuğumu itiraf ediyorum 🙂 Bu konunun 2. yazısı da gelebilir yani 🙂

Tarih:Karalama

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.