İçeriğe geç

3 Yılda 1 Milyon Yazılımcı(?)

Merhaba Arkadaşlar,

İçinde bulunduğumuz şu karantina günlerinde umarım ki iyisinizdir. Her ne kadar evde sıkılsak etsek de bir noktada güzel bir değişim için de bahane olabilir bize bu zamanlar. Tabi iyimser düşünürsem öyle 🙂 Normal düşüncem pek öyle değil. Neyse uzun zamandır yazmadım. Bayağıdır düşünmüyorum muhtemelen o sebepten ötürü. Fakat bu yazıyı yazmama neden olan şey direkt mesleğimle alakalı bir haber aslında. Duymuşsunuzdur son zamanlarda ülkemizde bir projeye hayat verildi. 3 Yılda 1 Milyon Yazılımcı…

Mevzuya dalmadan önce yazının siyasi bir eleştiri olmadığını belirtmek istiyorum. Çünkü siyaset, hayatımızın her yerinde olduğu için düşüncelerimizi çoğunlukla safsataya çekmektedir. Haliyle burada elimden geldiğince mantık yürüterek ve birtakım noktalara değinerek mevzuyu ele almak istiyorum. Bu noktaları özetlemek gerekirse; piyasada fazla çalışan olma durumu, üniversitelere İŞKUR gözüyle bakılması durumu, bu zamana kadar yapılan projelerdeki planlama başarıları, bilgisayar mühendislerinin neden yurtdışına çıktığı noktası, neye ihtiyacımız olduğu

Öncelikle modern çağda hepimizin önem verdiği şey nicelik oldu ne yazık ki. Bunu kendimden de biliyorum. Eskiden çok şey yapmayı severdim. Fakat çok şey yaptığım için hiçbirini de yapmazdım aslında. Özellikle üniversitedeki son yıldan bunu iyi biliyorum. O kadar ç0k şeyle uğraşıyordum ki hiçbir şeyle uğraşmıyordum aslında. Fakat günümüz modern insanının durumu zaten öyleymiş. Nicelik olarak çok aktifiz fakat nitelik olarak bunu ölçtüğümüzde… İşte gerçek aslında orda yatıyor. Modern insan için geçerli olan bu düşünceyi devletlerin politikaları nezdinde de ele alabiliriz. Bunun en güzel örneği ülkemizdeki üniversiteler. Hatırlarsanız bir zamanlar üniversitelerin çok fazla olması üzerine haberler gündeme gelmişti hep. Bugün baktığınızda her ilde en az bir üniversite var. Bu üniversitelerde adını sanını duymadığımız bölümler de mevcut. Hatta o kadar üniversite var ki bazı bölümlerde hiç öğrenci yok. Fakat öğrencileri olan bölümlerde de bu sefer çok fazla mezun durumu var. Zaten liseleri ele alırsak herkes tıp, pdr, hukuk, öğretmen ya da mühendis olmak istediği için yığın oluşturan meslekleri de tahmin etmek zor değil. Her sene bilimum bu bölümlerden artan mezun sayısı piyasa nezdinde bireyin kazancını da düşürüyor. Mesela avukatlık buna güzel bir örnek. 2017 yılında 100 bin barajını geçen sayı bugun 150bin civarına ulaşmış vaziyette. Sadece 3 senede en az 50binlik bir artıştan bahsediyoruz bu noktada. Fakat asıl sorun bu artıştan ziyade mesleğin artık önemini yitirmeye başlaması ve niteliksiz avukatların sayısının artması. Hatta avukatların bürolarda avukatlık dışında meslekler icra etmesi durumu da söz konusu olabiliyor. Bir başka meslek grubu olan fizyoterapistleri ele alalım. Benim mezun olduğum dönemde fizyoterapi okuyan arkadaşım eğer ki 1 yıl öncesinden piyasa girmiş olsaydı kazancı o zaman aldığının en az yarısı kadar fazla olacaktı. Bunun nedeni ise bu meslek grubunun devlete bağlı kalmış olma durumu. Öğretmenler gibi yani. Devlete kapak atamayınca(!) özelde ne yazık ki hayat geçindirmek zor. Ki zaten bu meslek sahipleri kendilerine özel müşteri pardon hasta bulduklarında zaten asıl işe başlamış oluyorlar. Bir başka meslek olan inşaat mühendisliğini ele alırsak – ki burdan bayağı örnek var elimde – kendi işlerini yapmadıklarına emin olduğum meslek diyebilirim. Bu meslek mezunu çoğu kişi ya müteahhit oluyor ya da imza mühendisi. Yine üniversiteden biliyorum, karın tokluğuna imza mühendisliği yapanlar vardı. Bugün inşaat mühendisliği her sene artarak mezun veren bölümlerden biri elbette. Tüm bu örnekleri ele alırsak 1 milyon yazılımcı noktasının nereye varacağını da tahmin etmişsinizdir. Fakat burda ekstradan şöyle bir sorun var. Bu 1 milyon yazılımcı 1 milyon mezun anlamına gelmiyor. Bu da bizi ikinci mevzuya götürüyor. Üniversiteler işkur idi artık işkur dahi mi olmayacak?

Her zaman söylediğim şey şudur ki üniversiteler ne yazık ki İŞKUR görevi görmektedir. Aslında bakarsanız bilgisayar programcılığı okumuş bir meslek liseli ile bilgisayar mühendisi birisinin arasındaki tek fark -piyasa nezdinde- diplomasıdır. Üniversite mezunu iseniz kurumsal firmalarda başlayabilirsiniz fakat değilseniz yine de birkaç yıl sonra kurumsal firmalara girebilirsiniz. Fakat burada şöyle bir handikap var. Evet üniversiteler İŞKUR ama ne yazık ki piyasa-üniversite çatışması diyebileceğimiz bir mevzu da söz konusu. Bugün üniversite piyasayı, piyasa da üniversiteyi sevmez. Çünkü piyasa der ki üniversiteden mezun olanlar bizim için aşırı yetersiz. Onları biz yetiştiriyoruz der. Şimdi üniversite hocasının görevi piyasaya adam yetiştirmek değil o da kendi derdinde olduğundan makale felan yazdırıyor çocuğa. Piyasadaya gelince şöyle makale yazdım diyorsun umrunda değil doğal olarak. Şimdi burada nerden baksan çıkmaz sokak. Çünkü üniversitelerin tanımı doğru değil. Üniversiteleri doğru konumlandırdığında ayrı bir iş kolu da ortaya çıkmış olur. Ülkeyi kalkındıracak asıl kişiler – elit diyebiliriz – üniversitede yetişir. Bu tarz projelerle de piyasa için istihdam sağlanabilir. Ki doğru olan yapı da bu olur. Fakat bu durumda bu projeyi ele alırsak benim bilgisayar mühendisliği okumam için bir neden olmayacaktır. Bu proje dahilinde eğitimimi tamamlayıp bir hayli piyasaya girebilirim. 4 yıl okuyup mezun olmuş biri ile bu eğitimi tamamlamış kişinin – piyasa nezdinde – bir farkı olmayacaktır. – farkı olacaksa bu proje neden var?- Bu proje dahilindeki kişiler 4 yıllık video izlemeyeceğine – burda da bir ironi var – göre burada bir sorun var diye düşünmekteyim.

Bununla beraber piyasa-üniversite çatışmasında benim aklıma kazınan bir mevzu vardır ki bunu da eklemem gerekiyor. Habertürkte bir programda inşaat firmaları olan bir adam çıkıp yeni mezunlar eğitimsiz biz onları eğitiyoruz ve bu bize birkaç aya mal oluyor gibisinden laflar etmişti. Verin biz eğitelime kadar da gelmişti mevzu. Aslında bunu demek istiyorum bende. Piyasaya çalışan bulmak ile üniversitede eğitim görmek farklı statülerdir. Bu noktada bu projenin üniversite statüsüne zarar vermesi düşünülmüş müdür?

Burdan bir başka nokta olan yazılımcı meslektaşlarımızın neden yurt dışına kaçtığı noktasına değinelim. Yazılımcıların yurt dışına çıkmasının en büyük nedeni hayat standartlarını yüksek tutmak istemeleri aslında. Aslında bugün imkan olsa – NŞA’da – gençlerin çoğunluğu yurt dışına gitmek istiyordur. Çünkü ordaki hayat standartları, yaşam biçimleri daha cezbedici geliyor haklı olarak. Ülkemizde siyasetin halkımıza derinlemesine bulaşması, kuşak çatışmalarının bile siyasi boyut kazanması gibi durumlar ülkemiz gençlerini yurt dışına itmektedir. Yurt dışına en rahat giden meslek de aslında bizim mesleğimizdir diyebilirim. Dünya genelinde bilişim sektörüne NİTELİKLİ eleman arayışı söz konusu. Ülkemiz de bu noktada iyi bir pazar. Haliyle burda piyasaya yeni kişiler sürmektense mevcut ortamın iyileştirilmesi daha doğru olacaktır. Çünkü mantıken baktığımızda bu projeyle piyasaya giren bir kişi aşağı yukarı 3-4 yıl sonrasında tecrübeli diyebileceğimiz bir konuma gelecektir. Haliyle 4 yıl sonra bu kişi yurt dışına gittiğinde aslında yine kendi ayağımıza sıkmış oluyoruz.

Yazımı toplamadan önce bizim neye ihtiyacımız olduğuna değinip bitirmek istiyorum. O kadar konuştuk sadece eleştiri yapmayalım naçizane fikir de öne sürmeye çalışalım. Benim burada en büyük endişem yetişecek olan yazılımcıların nitelik durumu ve üniversite mezunları ile aralarındaki statü durumunun ne olacağı. Bu proje şu açıdan güzel bir fırsat olabilir. Üniversiteleri daha özel alanlarda ülkeyi kalkındıracak insanları yetiştirme düzeyinde bir planlamaya itebilir. Piyasanın ihtiyacı aslında üniversite mezunu değil piyasa bir şekilde kendi özel elemanını bulur. Üniversiteler statülerini korumaları için kendilerine yeni bir yol çizmelidirler. Devlet bu noktada da planlama yapmalıdır. Bununla beraber bizim ihtiyacımız nitelikli eleman. Yani kalkınma adına bunu yapıyorsak bu video platformlarıyla olmaz ne yazık ki. -devlet nezdinde olmaz- Proje burada kendisiyle çelişiyor. Kalkınma amacıyla bir proje olacaksa bunun yerine üniversiteye bakış açısının değiştirilmesi, ordaki eğitimin güncellenmesi, mevcut şartların iyileştirilmesi daha doğru olacaktır. Bu proje her ne kadar kalkınma olarak dense de piyasaya ucuz eleman bulma durumuna dönecek diye içimden düşünmüyor değilim.

Sonuç olarak bu projenin – önceki projeler gibi – pek verimli olacağını düşünmüyorum. Çünkü teknolojiyi yakalamak insan niceliği ile alakalı değil insan niteliği ile alakalıdır. Bu fark edildiği zaman zaten buraya kadar pek sorunun giderilmesi gerektiği de anlaşılacaktır.

Sağlıcakla

 

NOT: 1 ay önce yazmıştım şimdi toplayıp gönderebildim 🙂

NOT2: Ücretlerin az olma durumu aslında yeni mezun birinin akabindeki birkaç yılı için geçerlidir.(diye umuyorum)

Tarih:Genel

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.