İçeriğe geç

Pandemi ve The Truman Show

Merhaba arkadaslar,

Uzun zamandır yazmayı planladığım yaşam simülasyonu ve hayatımızdaki simülasyonlar üzerine karalamamı derleyip toparlarken yazdığım taslağı bölmek durumunda kaldım. Bu yazı da asıl yazı için bir ön giriş olabilecek nitelikteki The Truman Show filminin basit bir analizini içermektedir. Bir not daha eski yazıdaki yapıdan alıp içerikte küçük dokunuşlar yaptığım için giriş kısmı düz gelebilir. O halde başlayalım.

Simülasyon kavramı üzerine biraz yazmak istiyorum. Ve bu kavramı size açıklayabileceğim en basit yol ise The Truman Show filmi. Filmin konusunu kısaca özetlersek Truman çocukluğundan beri bir TV şovunun içindedir ve hayatı 7/24 canlı yayında yayınlanmaktadır. Fakat bunu bilmiyordur. Kendisi normal, gündelik yaşamını sürdüren özgür(!) bir bireydir. Zaman içinde dünyayı gezip görme arzusu içinde belirir ancak bu fikrini paylaştığı herkes onun hevesini kırmaktan başka bir şey yapmaz. Daha sonra Truman, bir kıza aşık olur. Kız ile Truman’ın konuşması yasaktır ancak ikisi buluşurlar ve kız ona gerçeği söylemeye çalışır ancak bu durumdan haberdar olan film ekibinden biri hemen olay yerine gelir ve Truman’a o kızın deli olduğunu söyler ve kız şovdan çıkartılır. Daha sonraları Truman yaşadığı yerdeki aksaklıkları da fark eder. Tabi bu sırada o gördüğü kızı da arar. Dergi kapaklarından resimlerini toplar ve o kızın resmini oluşturur. Aslında Truman o kızı ARADIKÇA hayatındaki TEKDÜZELİKleri ve eksikleri fark etmeye başlamıştır. Ve bunları yakınlarına dile getirince de artık Truman’a da bir deli gözüyle bakılmaya başlanmıştır. Hikayemizin bu bölümünde bir es vermek istiyorum. Truman, sağlıklı(!) bir şekilde hayatına devam ederken bir hastalığa kapılmıştır. Önce keşfetme arzusu daha sonra da aradığı kıza olan sevgisidir bu hastalık. Truman hayatındaki TEKDÜZELİĞİ bu hastalıkta bulmuştur. İçten içe sevdiği kızı aramaya başlarken fark etmiştir. Aslında ONU ARADIKÇA KENDİSİNİ BULMUŞTUR. Ama daha da önemlisi şudur ki bu tekdüzeliğin üstüne gidecek cesareti ve gücü bulmuştur.

Hikayenin buraya kadar kısmını yaklaşık 8 ay süren pandemi sürecine yorarsak pandemi aslında bizim hayatımızdaki tekdüzelikleri ve yaşadığımız simülasyonun eksikliklerini göz önüne serdi. Normalde ev-iş-ev olarak yaşadığımız hayatımızda, iş zamanlarında ev ahalisinin neler yaptığını görmüş olduk. Sokağa çıkma yasaklarında aslında birbirimize ne kadar yabancı olduğumuzu daha da önemlisi dışarıya ne kadar bağımlı olduğumuzu görmüş olduk. Normalde “ilkel” diyeceğimiz uğraşmayacağımız şeyleri evlerimizde yapar olduk. “Hazır” olandan vazgeçilebileceğini olmazsa olmaz dediklerimizin aslında olurluğunu görmüş olduk. Tüketme yerine evimizde üretmenin hazzını aldık. Kısaca bu hastalık(!) bize “gerçek”ten bir parça gösterdi. Fakat bu yazının ilk taslağını hazırladığım zamanla şu ana baktığımda aslında o etkinin bizde çok da bir iz bırakmadığını düşünmüyor değilim. Simülasyondaki “sağlıklı” hale olan açlığımız bizi hastalığın kıymetlerini göz ardı etmemize neden oldu. Haliyle burda şöyle bir durum ortaya çıkıyor. Tekdüzeliği görmek yeterli değil ne yazık ki onu sorgulamak ve üstüne gitmemiz gerekiyor. Fakat neden bildiğimiz halde yapmıyoruz bunu? Hatta -hele bu pandemi sürecinde – bu kadar net bir şekilde acizliği gördüğümüz halde neden simülasyonun “sağlıklı” bireyi olmak istiyoruz. Bunun cevabı ise hikayenin ilerisinde saklı.

Truman’ın hikayesine devam edersek Truman bu tekdüzelikten kurtulmanın yolunu aramıştır sürekli. Otobüsle kaçmaya çalışmış, arabasıyla kaçmaya çalışmış. Fakat her zaman karşısına bir engel çık(arıl)mıştır. Denediği her yolun sonu hüsran olmuş, en yakın(!) arkadaşı bile onu yolundan çevirmek için çabalamıştır. Fakat bir kere “özgür” olmanın tadı alındı mı her şeyi yapmaya hazır olabilirsiniz. Truman karşısına çıkan tüm engellere nazaran hep alternatif çözümler aramış, pes etmemiş ve en sonunda da en büyük korkusunun tek kaçış yolu olduğu gerçeğiyle karşılaşmıştır. Deniz. Truman küçükken babasını denizde kaybetmiştir ve denizden çok korkmaktadır. Denizden kaçmak onun için intihara eş değerdir. Burada da ikinci bir es vermemiz ve önceki paragraftaki “nedeni” irdelememiz gerekiyor. Aslında hepimiz küçüklükten beri bir korkuyla yetişmiyor muyuz? Hepimiz “öteki”den korkarak büyüyoruz aslında ve bu korkumuz yüzünden bir şeyleri yapmaktan hep kaçınıyoruz. Zaten o raddeye gelene kadar karşımıza çıkan onca engeller ve atfedilen damgalar cabası ancak “asıl” korkuya ulaştığımızda  asıl cesareti orda göstermek gerekiyor. Peki nedir bu “asıl” korku? Asıl korktuğumuz şey “gerçeğin kahreden acısı”dır. Haliyle bu korku, bu korkuyla yüzleşememek bizim tekdüzeliğimizi aşmamıza izin vermiyor. – Bu noktada kesinlikle şurayı izlemenizi istiyorum. –

Filmin sonuna gelirsek de Truman basit bir kayıkla denize açılmıştır ve denizde her türlü “yapay” tufanlara, dalgalara maruz kalmıştır. “Deli” damgasını göze alan Truman şimdi de ölümü göze alarak kararlılığını sürdürmüş ve en sonunda başarıya ulaşmıştır. Ancak Truman vazgeçmemiş, otoritenin gücünü kırmış ve setin son noktasına gelmiştir. Tam bu noktada şovun yaratıcısıyla konuşma fırsatı bulur. Buradaki diyalog aslında “neden” yapmak istemediğimizin durumunu tekrar ortaya koymaktadır. Yaratıcısı, Truman’a yıldızı olduğu bu dünya ile dışardaki dünyanın aynı olduğunu söyler. Aynı kötülük, aynı iyilik, aynı çevre, aynı insanlar… Ama şu an yaşadığı dünyada kalırsa hiçbir şekilde KORKMAYACAK. İşte bu noktada Truman her gün söylediği günaydın mesajıyla yaratıcısıyla vedalaşır ve bir başka simülasyona adımını atar. Bu yeni simülasyonun eski simülasyondan farkı ise yeni simülasyon eskisinin GERÇEĞİDİR. – evet gerçeklik de görecelidir –

Bu da sanki bizim de korona sürecinde yaşadığımız durum gibi. Biz kapitalist bir simulasyonda “ideal” hayatlarımız yaşarken – ya da bize vaadedilirken – bu pandemi, bu simulasyonu sallamış, bize bu simulasyonun eksikliğini göstermiş ve bize bu simulasyonun bir gerçeği olduğunu hatırlatmıştır. Yağmalanan marketler, bozulan ekonomiler, ne kadar zengin olursan ol harcayamadığın paran, kaybettiğin sağlığın bize bu simulasyonun görünmeyen bir varlık tarafından aylar içerisinde nasıl yıkılabileceğini göstermiş ve bizi de dehşete düşürmüştür. Batıda devletler sorgulanmış, protesto edilmiş, yaşamın ne kadar basit olduğu simulasyonun dayattığı sen önemlisin anlayışının ne kadar anlamsız olduğu yüzümüze çarpılmıştır. Haliyle virüs bize kapitalist simülasyonun gerçeği olan doğa simülasyonunu göstermiştir.

Fakat bunca şeye nazaran Truman’ın cesaret ettiği şeye – bugün baktığımızda – toplumlar ya da bireyler cesaret edememiştir. Çok büyük bir çoğunluk simulasyon ortamı yeniden düzenlendiğinde kendisini hiçbir şey olmamış gibi bu simülasyon ortamına geri sokmuş ve hayatına belli ölçülerde devam etmiştir. Elbette bugün bazı önlemler dahilinde hayatımıza devam ediyoruz ancak mental olarak hayatımızda bir değişiklik var mıdır yani Truman’ın kırmaya çalıştığı tekdüzeliği biz – en azından – zihnen kırabilmiş miyizdir? Bu hastalık bizim hayatımıza bakışımızı değiştirmiş midir ya da tek birikimimiz para olarak yaşadığımız hayatımızda paranın da simülasyon dahilinde anlamlı olduğu üzerine düşünmüş müyüzdür?

Özetle şöyle toplarsak, Truman’ın bu yolculuğuna çıkabilmemiz için aslında bu dönemler en güzel fırsatlardı ki bence hala en güzel fırsatlar. Bizi düşünmeye, simulasyon ötesi bir gerçekliğe hareket etmemizi sağlayacak adımlar atmaya götüren zamanlardayız aslında. Bunu değerlendirmeliyiz çünkü bir daha hayatımızda böyle bir hastalık(!) yakalar mıyız, bilemiyorum.

Sağlıcakla(!) kalın…

 

 

Tarih:GenelKaralama

Tek Yorum

  1. Tuğba yıldırım Tuğba yıldırım

    Selamlar, heybemi doldurduğum güzel bir yazıydı, düşündürdü beni🤗 Teşekkürler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.